ABD Başkanı Donald Trump’ın Pekin ziyaretine eşlik eden iş dünyası temsilcileri, küresel ekonomi tarihinin en görkemli heyetlerinden birini oluşturdu. İki süper güç arasındaki siyasi ve ticari gerilimlerin gölgesinde gerçekleşen bu ziyaret, Amerikan sermayesinin Çin pazarına olan iştahının kesilmediğini bir kez daha kanıtladı.
Teknoloji, finans, havacılık ve yarı iletken sektörlerinden 17 üst düzey yöneticinin yer aldığı heyetin toplam kişisel serveti, dudak uçuklatan bir sınır olan 1 trilyon dolar barajını aşarak 1,07 trilyon dolara ulaştı. Heyete son anda dahil olan isimler arasında Nvidia’nın kurucusu Jensen Huang’ın da bulunması, ziyaretin stratejik önemini bir kat daha artırdı.
ELON MUSK LİSTENİN ZİRVESİNDE YER ALIYOR
Heyetin toplam ekonomik gücünün çok büyük bir bölümünü tek başına sırtlayan isim Elon Musk oldu. Tesla ve SpaceX’in patronu Musk, 827 milyar dolarlık kişisel servetiyle listenin tartışmasız lideri konumunda bulunuyor. Bu devasa rakam, tüm heyetin toplam servetinin yüzde 77'sinden fazlasına tekabül ediyor. Uzmanlar, Musk’ın Çin seyahatinin ardında çok somut ticari hedefler yattığına dikkat çekiyor.
Özellikle Çin pazarında "robotaksi" operasyonları için gerekli lisansları almak ve yapay zeka destekli robot satışlarını bu bölgede yaygınlaştırmak isteyen Musk için Pekin ziyareti, geleceğin teknolojilerini pazarlamak adına kritik bir hamle niteliği taşıyor.
YONGA DEVİ NVIDIA İHRACAT KISITLAMALARINA RAĞMEN PEKİN’DE
Listenin ikinci sırasında ise son dönemde yapay zeka çiplerindeki patlamayla servetini 194 milyar dolara çıkaran Nvidia Üst Yöneticisi Jensen Huang yer alıyor. Dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerini çalıştıran çiplerin tasarımında lider olan Nvidia, bir süredir ABD’nin Çin’e yönelik uyguladığı yüksek teknoloji ihracat kısıtlamalarıyla mücadele ediyor.
Huang’ın heyete son dakikada dahil olması, şirketin kısıtlamalara rağmen Çin pazarındaki hakimiyetini koruma ve diplomatik bir denge arama çabası olarak yorumlanıyor. Heyetteki her bir ismin Çin ile olan ticari bağları, iki ülke arasındaki siyasi dalgalanmalara rağmen ekonomik iş birliğinin vazgeçilmezliğini bir kez daha gözler önüne seriyor.