ABD ve İran arasındaki askeri gerilimin doğrudan çatışma riskini her zamankinden daha fazla artırdığı bir dönemde, Rusya’nın Tahran’a yönelik temkinli tutumu dünya kamuoyunda mercek altına alındı. Washington’un askeri seçenekleri masada tuttuğu, Tahran’ın ise misilleme tehditleri savurduğu bu atmosferde, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in geçtiğimiz yıl St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu'nda yaptığı çarpıcı açıklamalar yeniden gündeme geldi.

İşte Rusya’nın bölgedeki denge siyasetinin perde arkası:
PUTİN'İN "RUSÇA KONUŞAN ÜLKE" VURGUSU
Rusya’nın İran’a neden askeri anlamda daha fazla destek vermediği sorusuna yanıt arayanlar, Putin’in İsrail ile ilgili analizlerine odaklandı. Geçen yılki forumda kendisine yöneltilen "Rusya neden İran'a daha fazla yardım etmiyor?" sorusuna Putin, İsrail’in toplumsal yapısına dikkat çekerek şu yanıtı vermişti:
"İsrail bugün neredeyse Rusça konuşan bir ülke; Sovyetler Birliği ve Rusya'dan iki milyon insan orada yaşıyor. Bunu dikkate alıyoruz."

MOSKOVA’NIN ÇOK KATMANLI DENGE POLİTİKASI
ABD ile İran’ın savaşın eşiğine geldiği değerlendirmeleri yapılırken, uzmanlar Moskova’nın neden Tahran’a açık askeri destek vermediğini "denge siyaseti" ile açıklıyor. Rusya, İran’ın nükleer programına diplomatik ve siyasi destek sunsa da doğrudan bir askeri angajmandan kaçınıyor. Analistler, Moskova’nın İsrail ile olan güvenlik temaslarını koparmak istememesinin temelinde şu faktörlerin yattığını belirtiyor:
-
Demografik Bağlar: İsrail’de yaşayan 2 milyon Rus kökenli vatandaşın varlığı, Rus dış politikasında doğrudan bir "hassasiyet" alanı oluşturuyor.
-
Bölgesel Çıkarlar: Moskova, hem Tahran hem de Tel Aviv ile köprüleri yıkmadan hareket ederek Orta Doğu'daki ağırlığını korumaya çalışıyor.
-
Askeri Çekince: Bölgede artan askeri hareketliliğe rağmen, küresel bir güç savaşına dönüşme potansiyeli taşıyan bir çatışmada doğrudan taraf olmak istemiyor.
TARTIŞMA BÜYÜYOR: İRAN YALNIZ MI KALACAK?
ABD-İran hattındaki gerilim tırmanırken, Putin’in yeniden gündem olan açıklamaları Tahran cephesinde de tartışmalara neden oldu. Bölgedeki askeri yığınağın her geçen gün arttığı bu süreçte, küresel güçlerin her adımı dünya barışını doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor. Analistler, Putin’in geçtiğimiz yılki ifadelerinin bugün hala Kremlin’in ana stratejisini oluşturduğunu ve Rusya’nın "İsrail hassasiyetini" korumaya devam edeceğini öngörüyor.





