Anadolu’nun köklü bağ mirasını, yerli üzüm çeşitlerini ve zamana direnen yaşlı bağların geleceğini merkezine alan "Kök Köken Toprak" etkinliği, dördüncü buluşmasını Beykoz Kundura’nın ev sahipliğinde gerçekleştirdi.
İlk kez 2019 yılında hayata geçirilen ve pandemi sonrası dönemde iki yılda bir düzenlenen bu prestijli buluşma, Türkiye üzümlerinin kimliğini, tarihsel belleğini ve küresel ölçekte geleceğe taşınabilecek özgün değerlerini bir kez daha sektörün ve kamuoyunun gündemine taşıdı.
BÜYÜK POTANSİYEL, KAYBOLAN MİRAS
Kök Köken Toprak hareketi, Türkiye’nin tarımsal ve kültürel zenginliğine dair yalın ama hayati bir sorudan yola çıkıyor: Dünyanın en geniş bağ alanlarına sahip ülkelerinden biri olan Türkiye, bu muazzam mirası neden yeterince katma değere dönüştüremiyor?
Türkiye’de üretilen üzümlerin yalnızca çok küçük bir bölümü, ekonomik katma değeri en yüksek alan olan şarap yapımında kullanılıyor. Geri kalan büyük çoğunluk ise sofralık, kurutmalık ya da farklı geleneksel ürünlere dönüştürülüyor. Bu durum, özellikle artan ekonomik baskılarla birleştiğinde, Anadolu’nun asırlık geçmişe sahip pek çok yaşlı bağının sessizce ve geri döndürülemez şekilde kaybolmasına neden oluyor.
SEKTÖR TEMSİLCİLERİ VE UZMANLAR BİR ARAYA GELDİ
Bu yılki buluşmada bağcılık, yalnızca ticari veya tarımsal bir faaliyet alanı olarak değil, bütüncül bir "hafıza meselesi" olarak ele alındı. Anadolu’nun dört bir yanında tüm zorluklara rağmen hâlâ ayakta kalmayı başaran yaşlı asmalar, yerli üzüm çeşitleri ve bazı bölgelerde varlığını sürdüren aşısız bağlar incelendi.
Sektör temsilcileri ve uzmanlar, bu unsurların Türkiye şarapçılığı için sadece geçmişe ait nostaljik birer değer olmadığını; aksine küresel pazarda geleceğe dönük en güçlü ve en özgün ifade alanı olduğunu vurguladı.
SADECE ÜRETİM DEĞİL, KALICI BİR ANLATI ŞART
Kök Köken Toprak’ın kurucu felsefesi, Anadolu’nun bağcılık mirasını sadece romantize etmekle kalmayıp, onu görünür ve sürdürülebilir kılmayı hedefliyor.
Etkinlik boyunca öne çıkan panellerde; yerli üzümlerin, yaşlı bağların ve az müdahaleli (doğal) üretim pratiklerinin, Türkiye şarabının dünya sahnesinde kendine has, özgün bir dille yer edinebilmesi için en önemli zemin olduğu ifade edildi.
Katılımcılar; iyi şarap üretmenin ötesine geçilerek doğru konumlandırma, sürdürülebilir bağcılık politikaları, yerel çeşitlerin tescillenerek korunması ve bu alanda kalıcı bir kültürel-ekonomik anlatı (storytelling) inşa edilmesi gerektiğinin altını çizdi.
YERLİ ÜZÜMLER TURİZMİN YENİ KALDIRACI OLABİLİR
Dördüncü buluşmada verilen temel mesaj netti: Kalan bağları da kaybetmeden, eldeki benzersiz çeşitliliği tanımak, korumak ve dünyaya doğru anlatmak. Etkinliğin kapanış değerlendirmelerinde, yerli üzüm çeşitlerinin artık sadece birer "alternatif" ya da "niş ürün" olarak görülmemesi gerektiği, aksine Türkiye’nin yüksek katma değerli gastronomi turizminin merkezi ve stratejik bir değeri olarak konumlandırılması gerektiği önemle vurgulandı.