Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından paylaşılan 2025 yılı "Sağlık Modülü" araştırma sonuçları, Türkiye’deki hanelerin sağlık harcamalarıyla olan imtihanını ve bireylerin fiziksel aktivite alışkanlıklarını çarpıcı verilerle ortaya koydu. Avrupa Birliği ülkeleriyle eş zamanlı olarak gerçekleştirilen çalışma, özellikle dar gelirli hanelerin sağlık giderleri altında ne denli zorlandığını ve toplumun büyük bir kısmının hareketsiz bir yaşam sürdüğünü kanıtlıyor.
SAĞLIK HARCAMALARI HANELERİN BELİNİ BÜKÜYOR
Araştırma sonuçlarına göre, muayene ve tedavi giderleri vatandaşın bütçesinde önemli bir yer tutuyor. Her 100 haneden yaklaşık 6'sı doktor muayene ve tedavi masraflarının kendilerine "çok büyük bir yük" getirdiğini ifade ederken, hanelerin yarısından fazlası bu harcamaların bütçelerini zorladığını belirtiyor. İlaç harcamaları konusunda da benzer bir tablo hakim; toplumun yüzde 55,9’u ilaç masraflarının bütçelerinde ağırlık oluşturduğunu dile getiriyor. Diş sağlığı ise maliyetler nedeniyle en çok ihmal edilen alanların başında geliyor. Son bir yıl içinde her 10 haneden yaklaşık 3'ünün diş muayenesi veya tedavisi için hiçbir harcama yapmamış olması, bu hizmete erişimdeki ekonomik engelleri gözler önüne seriyor.

GELİR DÜZEYİ DÜŞTÜKÇE SAĞLIK YÜKÜ ARTIYOR
Gelir grupları arasındaki uçurum, sağlık hizmetlerine erişim ve maliyet algısında kendisini iyice hissettiriyor. En düşük gelir grubunda yer alan hanelerin yüzde 62,9'u doktor muayene masraflarının altında ezildiğini ifade ederken, en yüksek gelir grubundakilerin yarıdan fazlası bu giderlerin kendilerine hiçbir yük getirmediğini söylüyor. Özellikle diş tedavisi konusunda alt gelir grubundaki vatandaşların yüzde 45,4’ünün harcama yapamamış olması, ağız ve diş sağlığının gelir seviyesine göre lüks haline geldiğini gösteriyor. Maddi imkanlar arttıkça sağlık giderlerinin bir sorun olmaktan çıktığı, ancak yoksulluk sınırındaki vatandaş için her reçetenin bir mali kriz anlamına geldiği görülüyor.

ÇALIŞMA HAYATINDA RİSK GRUPLARI AYRIŞIYOR
İş hayatındaki fiziksel aktivite yoğunluğu ile yoksulluk riski arasında da dikkat çekici bir bağ bulunuyor. Verilere göre, yoksulluk riski taşımayan fertlerin yaklaşık üçte biri mesailerini oturarak geçirirken, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olanlarda bu oran oldukça düşük kalıyor. Buna karşılık, risk grubundaki çalışanların daha çok ağır işlerde ve yüksek fiziksel güç gerektiren pozisyonlarda istihdam edildiği gözlemleniyor. Toplumun genelinde ise çalışanların yüzde 45,5'i gün boyu ayakta durarak, sadece yüzde 29,4'ü oturarak işlerini yürütüyor.

TÜRKİYE HAREKETSİZLİĞE MAHKUM OLDU
Sağlıklı yaşamın anahtarı olan fiziksel aktivite konusunda ise tablo oldukça karamsar. 15 yaş ve üstü bireylerin boş zamanlarını nasıl değerlendirdiği incelendiğinde, toplumun yüzde 63,3'ünün haftalık rutininde 10 dakikalık bir yürüyüşe dahi yer ayırmadığı ortaya çıktı. Düzenli olarak günde en az bir kez spor veya fiziksel aktivite yapanların oranı ise yüzde 13 gibi düşük bir seviyede kaldı. İş dışında kalan vakitlerde fiziksel aktiviteye zaman ayırmama eğilimi, gelecekte kronik sağlık sorunlarının artabileceğine dair sinyaller veriyor.

EN ÇOK GÖRME VE YÜRÜMEDE ZORLANIYORUZ
Bireylerin günlük faaliyetlerini gerçekleştirme kapasiteleri incelendiğinde, Türk halkının en çok görme ve yürüme konularında kısıtlılık yaşadığı saptandı. Fertlerin yüzde 17,3'ü görme, yüzde 15,2'si ise yürüme konusunda çeşitli zorluklar yaşadığını beyan etti. Buna karşın öz bakım ve iletişim kurma gibi temel insani faaliyetlerde toplumun çok büyük bir kesimi herhangi bir sorunla karşılaşmıyor. Araştırma, her ne kadar fiziksel kısıtlılıklar olsa da halkın yüzde 96,9’unun iletişim kurma konusunda hiçbir engel yaşamadığını ve sosyal bağlarını koruduğunu gösteriyor.
Bu veriler ışığında, Türkiye'de sağlık hizmetlerine erişimin ekonomik güçle doğrudan bağlantılı olduğu ve toplumun büyük bir kısmının "hareketsiz yaşam" kıskacında olduğu bir kez daha tescillenmiş oldu.





