EKONOMİ

Yatırımcı Dubai’den Türkiye’ye mi kayıyor? Gayrimenkulde yüzde 36’lık kayıp

Orta Doğu’da tırmanan savaş gerilimi Dubai gayrimenkul piyasasında yüzde 36’lık hacim kaybına yol açarken, metrekare birim fiyatı avantajıyla öne çıkan Türkiye, küresel yatırımcı için en güçlü "B planı" rotası haline geliyor.

Orta Doğu’da tırmanan askeri gerilim, küresel gayrimenkul piyasasının en parıltılı merkezi olan Dubai’de taşları yerinden oynatıyor. ABD-İsrail hattı ile İran arasındaki çatışmaların bölgesel bir krize dönüşmesi, uluslararası yatırımcıyı "güvenli liman" arayışına iterken; Dubai’deki sert düşüş ve Türkiye’nin sunduğu maliyet avantajı, ülkemizi en güçlü alternatiflerden biri olarak radara soktu.

SAVAŞIN GÖLGESİNDE DUBAİ: BİR AYDA 6 MİLYAR DOLARLIK ERİME

Bölgedeki çatışma sürecinin 1,5 ayı geride bırakmasıyla birlikte, Dubai gayrimenkul sektörü ağır darbe aldı. DXB Interact verilerine göre, şubat başında 17 bin adedi aşan konut satışları, Mart ayı sonunda 11 bin 828’e kadar geriledi. Adetsel bazda yaşanan yüzde 30,5’lik bu kaybın ekonomik faturası ise çok daha ağır oldu; Dubai’deki konut satış hacmi bir ayda yüzde 36 oranında azalarak 16,53 milyar dolardan 10,58 milyar dolara indi.

TÜRKİYE İÇİN FIRSAT MI YOKSA GEÇİCİ BİR RÜZGAR MI?

Piyasadaki bu hareketliliği değerlendiren Öztürk Gayrimenkul Değerleme Teknik Müdürü Samet Sakal, Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimin ardından Türkiye’nin metrekare birim fiyatlarının Londra ve Barselona gibi rakiplerinden çok düşük olmasının, uluslararası sermayenin rotasını kısa vadede Türkiye’ye çevirmesini kaçınılmaz kıldığını belirtiyor. Ancak Sakal, bu ilginin kalıcı bir değere dönüşmesi konusunda temkinli bir yaklaşım sergiliyor.

Samet Sakal, geçmişteki benzer beklentileri hatırlatarak şu uyarıda bulunuyor:

“Pandemi döneminde de yaşamıştık; Çin’deki üretim bütünüyle Türkiye’ye kayacak, Avrupa Birliği’nin ana üreticisi olacağız gibi bir iddia vardı. Bu da başlangıçta bir ivme yaratmıştı ama uzun vadede devamı getirilememişti. Ben bu jeopolitik rüzgarın da tek başına kalıcı bir değer üretmesini oldukça güç buluyorum.”

YAPISAL REFORMLAR ŞART: DUBAİ MODELİ ÖRNEĞİ

Sakal’a göre, mevcut kriz ortamında anlık psikolojiyle gelen "sıcak para" oluşumu Türkiye için yapısal bir fırsata çevrilmeli. Bu sürecin geçici bir "kriz sığınağı" olmaktan çıkarılması gerektiğini vurgulayan Sakal, şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Biz bu dönemi eğer bir fırsat olarak kullanmazsak; daha şeffaf, öngörülebilir, veri setleri genişletilmiş, TÜİK ve Merkez Bankası istatistiklerinin çok daha kapsamlı hale getirildiği, sıfır vergi avantajlarının yer aldığı Dubai’nin iyi dönemlerinde kurduğu finansal mimari ve tapu şeffaflığını sağlamazsak bunun kısa olacağını düşünüyorum.

KÜRESEL SERMAYE İÇİN GEÇİCİ SIĞINAK MI, KALICI LİMAN MI?

Samet Sakal, Türkiye’nin bu jeopolitik rüzgarı arkasına alabilmesinin yolunun, süreci anlık bir "kriz sığınağı" olmaktan çıkarıp küresel sermayenin güvenle demirlediği uzun vadeli bir projeye dönüştürmekten geçtiğini savunuyor. Mevcut durumu sadece anlık psikolojiyle gelen bir sıcak para akışı olarak görmeyip yapısal bir fırsata çevirmek gerektiğini söylüyor.

Sakal, ancak Dubai’nin en çok yatırım çektiği dönemlerdeki gibi şeffaf bir finansal mimari ve tapu şeffaflığı sağlandığı takdirde etkilerin kalıcı olabileceğini vurguluyor. Ayrıca Türkiye'nin, günübirlik sermaye girişlerinin ötesine geçerek, öngörülebilir ve şeffaf veri setleriyle desteklenen bir yapı kurduğu ölçüde, bu küresel hareketlilikten gerçek anlamda fayda sağlanabileceğini de belirtti.