Dünya finans devi BlackRock, Türkiye masasına geri döndü. Ancak bu dönüş, geçmişteki gibi "endeks neyse onu alalım" mantığıyla değil, cerrahi bir hassasiyetle gerçekleşiyor. Bir yıl önce Türkiye pozisyonu neredeyse sıfır olan BlackRock Frontiers Investment Trust’ın, bugün portföyünün yüzde 10’unu Türk hisselerine ayırması piyasalarda deprem etkisi yarattı. Herkes hisse isimlerini konuşurken, asıl soru yanıt bekliyor: ASELS’ten MGROS’a, THYAO’dan ISCTR’ye uzanan bu seçkiyi bir araya getiren ortak sır ne?

KRİZLERE KARŞI "BAĞIŞIKLIK" SERTİFİKASI

BlackRock’ın radarındaki şirketlerin ilk ve en büyük ortak özelliği, yüksek "bağışıklık" seviyeleri. Fon yöneticileri Samuel Vecht ve Emily Fletcher’ın stratejisi incelendiğinde, seçilen şirketlerin tamamının Türkiye’nin en çalkantılı ekonomik dönemlerinde bile bilançolarını yönetebildiği görülüyor. Bu şirketler sadece ucuz oldukları için değil; enflasyon, kur ve makro belirsizliklere karşı "test edilmiş" yönetim modellerine sahip oldukları için portföye giriyor. BlackRock aslında Türkiye’nin riskini değil, bu riski yönetebilen Türk şirketlerinin yetkinliğini satın alıyor.

DÖVİZ ÜRETME GÜCÜ VE KÜRESEL REKABET

Listenin ikinci sırrı, yerel sınırlara hapsolmamak. THYAO, TAVHL, FROTO ve ASELS gibi devlerin ortak paydası, gelirlerinin büyük bir kısmının döviz bazlı olması. BlackRock, Türk lirasındaki volatiliteye karşı doğal koruma kalkanı olan, küresel ölçekte iş yapan ve dünyadaki rakipleriyle aynı dilden konuşan şirketleri ayıklıyor. Bu şirketler için İstanbul Borsası sadece bir işlem merkezi; operasyon sahaları ise tüm dünya. Fon, bu sayede hem gelişmekte olan piyasa getirisini kovalıyor hem de döviz bazlı nakit akışıyla riskini minimize ediyor.

BANKACILIKTA "NORMALLEŞME" VE ŞEFFAFLIK

BlackRock’ın Türkiye hikayesinde bankacılık sektörünü (özellikle ISCTR ve AKBNK) yeniden oyunun merkezine koyması, ekonomi politikalarındaki "rasyonele dönüşe" verilen en büyük kredi. Buradaki sır ise şeffaflık ve iskonto dengesi. Küresel ölçekte bu kadar yüksek özsermaye karlılığına sahip olup bu kadar düşük çarpanlarla işlem gören başka bir bankacılık örneği bulmak zor. BlackRock, normalleşen faiz ortamında bankaların bilanço kalitesinin piyasa tarafından yeniden fiyatlanacağını biliyor ve bu "normalleşme" bahisindeki en sağlam atları seçiyor.

ENDEKSİ DEĞİL, HİKAYEYİ SATIN ALMAK

BlackRock’ın bu hamlesi borsa için yeni bir dönemin ilanı: "Endeksle yükselen kağıtlar" devri kapanıyor, "hikayesi olan şirketler" devri başlıyor. Listede yer alan MGROS, BIMAS veya TCELL gibi isimler, kendi sektörlerinde dominant güç olmalarının yanı sıra, yabancı yatırımcının en çok önem verdiği "kurumsal yönetim ilkelerine" en sadık yapılar. Sonuç olarak BlackRock’ın sırrı; sadece rakamlara değil, o rakamların arkasındaki kurumsal akla, dayanıklılığa ve küresel entegrasyona yatırım yapmakta yatıyor.

KÜRESEL PİYASALAR İÇİN "GÜVENLİ LİMAN" SİNYALİ

BlackRock gibi bir devin Türkiye’yi Suudi Arabistan ve BAE’nin ardından üçüncü büyük gelişen pazar yatırımı yapması, diğer kurumsal yatırımcılar için de bir işaret fişeği niteliğinde. Yıllardır "bekle-gör" politikasını benimseyen fonlar için bu hamle, "Türkiye riskini almak için doğru zaman geldi" mesajı taşıyor. Fitch’in kredi notu artırımıyla başlayan ve BlackRock’ın aktif alımlarıyla perçinlenen bu süreç, Türkiye’nin küresel sermaye pastasından aldığı payın sadece bir başlangıç olduğunun sinyalini veriyor. Bu, sadece bir borsa haberi değil; Türkiye’nin küresel finans sahnesine "seçkin bir oyuncu" olarak geri dönüş hikayesidir.

Kaynak: Kanal 6 Haber/Özel