Birleşmiş Milletler’in her yıl yayımladığı Dünya Mutluluk Raporu, Finlandiya, Danimarka ve İzlanda gibi İskandinav ülkelerini “dünyanın en mutlu toplumları” arasında gösteriyor. Vatandaşların ortalama 7,5 puanın üzerinde yaşam memnuniyeti beyan ettiği bu ülkeler, listelerde istikrarlı biçimde zirvede. Ancak veriler, mutluluk endeksleri ile intihar oranlarının her zaman aynı doğrultuda ilerlemediğini ortaya koyuyor.

"ÜLKE TARİHİNİN EN KARANLIK YILLARI"

Finlandiya, 1990’larda dünyada en yüksek intihar oranlarına sahip ülkelerden biriydi. Hatta bazı araştırmacılar bu dönemi “ülke tarihinin en karanlık yılları” olarak tanımladı. Yoğun sosyal politikalar, ruh sağlığı hizmetlerindeki gelişmeler ve refah devleti adımları sayesinde son 30 yılda intihar oranları yarıya inse de, geçmişin gölgesi hala tartışılıyor.

İskandinav ülkeleri bugün Avrupa ortalamasına yakın intihar oranlarına sahip olsa da, yüksek mutluluk skorlarıyla yan yana düşünüldüğünde bu tablo hala bir çelişki barındırıyor.

ASYA’DAKİ ÇELİŞKİ

Japonya ve Güney Kore ise bambaşka bir örnek sunuyor. Ekonomik olarak gelişmiş olmalarına rağmen mutluluk endekslerinde üst sıralarda değiller. 2022 raporuna göre Güney Kore 53’üncü, Japonya ise 74’üncü sırada yer aldı. Buna karşın her iki ülke de gelişmiş dünyada en yüksek intihar oranlarından bazılarına sahip.

WHO verilerine göre Güney Kore’de intihar oranı 2021’de 27’ye ulaştı ve ülke dünya sıralamasında dördüncü oldu. Japonya’da ise özellikle genç yetişkinler arasında intihar, uzun yıllar boyunca başlıca ölüm nedeni olarak kayıtlara geçti.

ÇELİŞKİNİN NEDENLERİ: SOSYO-KÜLTÜREL

Uzmanlara göre mutluluk ve intihar oranları arasındaki bu paradoks, birçok sosyo-kültürel dinamiğin birleşiminden kaynaklanıyor. Modern yaşamın getirdiği bireyselleşme, özellikle yaşlı nüfusta yalnızlık duygusunu derinleştiriyor. Aile bağlarının zayıflaması ve komşuluk ilişkilerinin azalması, İskandinav ülkelerinde bile intihar riskini artıran bir etken olarak öne çıkıyor.

Asya örneğinde ise tablo daha çok gençleri etkiliyor. Japonya ve Güney Kore’de sınav odaklı eğitim sistemi, yoğun rekabet ve uzun mesai saatleri, öğrenciler ve genç çalışanlar üzerinde büyük bir baskı yaratıyor. Başarısız olma korkusu, toplumsal beklentilerle birleştiğinde, intihar düşüncelerini tetikleyebiliyor.

Bir diğer önemli unsur ise ruh sağlığına dair damgalama. Pek çok toplumda psikolojik destek almak hala “zayıflık” ya da “utanç” olarak görülüyor. Bu bakış açısı, sorun yaşayan bireylerin yardım aramasını güçleştiriyor ve intihar oranlarının yüksek kalmasına zemin hazırlıyor.

Ayrıca zengin ülkelerde, “her şeye rağmen mutlu olma” beklentisinin kendisi de baskı yaratıyor. Toplumun geri kalanının mutlu olduğu bir ortamda mutsuz olan bireyler, kendilerini daha da çaresiz hissedebiliyor. Bu durum, maddi refahın yüksek olduğu ülkelerde bile intihar vakalarının artmasına yol açabiliyor.

UZMANLARIN YORUMU

OECD ve Dünya Mutluluk Raporu uzmanları, güçlü sosyal dayanışma, güvenilir kamu hizmetleri ve ekonomik güvenliğin intiharları azaltıcı etki yaptığını kabul ediyor. Ancak toplumsal baskılar, bireyselleşme ve yaşlanan nüfus gibi faktörler bu tabloyu bozabiliyor.

Sonuç olarak, mutluluk endekslerinde üst sıralarda yer almak, intihar oranlarının düşük olduğu anlamına gelmiyor. “Dünyanın en mutlu ülkeleri” olarak tanımlanan toplumlarda bile, görünmeyen mutsuzluklar intihar istatistiklerine yansıyor.