Türkiye ekonomisinin temel yapı taşlarından biri haline gelen ‘krediye dayalı büyüme’ modeli, uluslararası finans çevrelerinin radarından çıkmıyor. IMF Başekonomisti Robin Brooks'un Türkiye analizine göre, siyasi hedeflerle bankacılık sistemi üzerinden piyasaya enjekte edilen devasa kredi paketleri, kısa vadeli bir rahatlama sağlasa da uzun vadede ülkeyi tekrarlayan döviz krizlerine sürüklüyor.

BÜYÜMENİN YAKITI KREDİ OLUNCA FATURA AĞIRLAŞIYOR

Brooks'un analizinde en dikkat çeken noktalardan biri, Türkiye'nin geçmiş performansıyla bugünü arasındaki değişim oldu. 2010 yılına kadar Brezilya, Meksika ve Arjantin gibi orta gelirli ülkelerle paralel bir seyir izleyen Türkiye, bu tarihten sonra neredeyse Çin hızında bir büyüme ivmesi yakaladı. Ancak Brooks, bu göz alıcı büyümenin sağlam temellere değil, büyük ölçüde kredi musluklarının sonuna kadar açılmasına dayandığını ve mevcut tablonun sürdürülebilir olmadığını belirtiyor.

İTHALAT PATLAMASI VE KRONİK CARİ AÇIK SARMALI

Piyasaya pompalanan her yeni kredi paketi, tüketim iştahını artırarak doğrudan ithalata yönelmesine neden oluyor. Brooks, bu tüketim dalgasının kronik bir cari açık yarattığının altını çiziyor. Küresel piyasalarda risk iştahının düştüğü veya içeride siyasi tansiyonun arttığı dönemlerde, bu kırılgan yapının faturası doğrudan Türk lirasına çıkıyor ve para birimi ağır bir baskı altında kalıyor.

ARJANTİN BENZETMESİ

Mevcut tabloyu Arjantin'deki Javier Milei yönetiminin kur politikalarıyla da kıyaslayan Brooks, atılan adımların kısa vadede bir istikrar illüzyonu yaratsa da yeni krizlerin zeminini hazırladığını ifade ediyor. Rapora göre, siyasi kutuplaşmanın derin olduğu Türkiye'de iktidar için büyümeyi yüksek tutmak hayati önem taşıyor. Bu siyasi zorunluluk, kredi genişlemesinin vazgeçilmez bir politika aracı olarak kalmasına ve ‘dalgalanma-kriz’ döngüsünün yakın vadede kırılamamasına neden oluyor.

Kaynak: Kanal 6 Haber