Eşi ile birlikte bir "aile hayali" olarak Soleil de Grace markasını hayata geçiren Kadir Güney, parfüm dünyasına gündelik hayatın içindeki o "doğru kokuyu" bulma merakı ile adım attıklarını söylüyor. Güney, konuşurken niş parfümeriyi sadece bir koku satmak olarak görmediklerinden bahsederken şunu da sözlerine ekliyor: "Niş parfümeriyi de sadece bir koku satmak olarak görmüyoruz; o, bir karakteri ve duyguyu şişeye sığdırma çabasıdır."
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Parfüm alanına girişiniz nasıl oldu?
Ben Kadir Güney, 1981 İstanbul doğumluyum. Uzun süredir bu sektörün hem mutfağında hem de yönetim kısmında aktif olarak yer alıyorum. Kurucu ortağım ve eşim Gülten Güney ise 1991 Bulgaristan doğumlu. Biz Soleil de Grace’i sadece bir iş ortaklığı değil, aslında bir aile hayali olarak hayata geçirdik.
Parfüm dünyasına adım atmamız, gündelik hayatın içinde o 'doğru kokuyu' bulma merakımızla başladı. 2009 yılında zihnimizde temellerini attığımız bu fikirler, yıllar içinde bizde bir tutkuya ve koku kültürüne dönüştü. Sonunda 2023 yılında tüm bu birikimi ve tecrübeyi Soleil de Grace çatısı altında profesyonel bir boyuta taşıdık.

Markanızın ismi olan “Soleil de Grace”, hem aydınlığı hem de asaleti temsil ediyor. Bu ismi seçerken hedeflediğiniz o "ışık" tam olarak kime hitap ediyor?
"Zarafetin Güneşi" anlamına gelen bu isim, aslında bizim hayat felsefemizi yansıtıyor. Hedeflediğimiz o "ışık", gösterişten ziyade içsel bir parlaklığa sahip olan insanlara hitap ediyor. Yani; nerede ne giyeceğini bilen, kaliteyi detayıyla ayırt edebilen ve parfümünü bir aksesuar değil bir imza olarak taşıyan o rafine kitleye sesleniyoruz. Bizim ışığımız, sessiz bir asaleti olan herkese açık.
2009'da temelleri atılan ancak 2023'te İstanbul operasyonlarıyla niş dünyasında ses getiren bir markasınız. Türkiye’de "gerçek lüks" ve "niş parfümeri" kavramlarını nasıl tanımlıyorsunuz?
Türkiye'de lüks kavramı ne yazık ki çoğu zaman sadece 'yüksek fiyat' ile karıştırılıyor. Oysa bizim için gerçek lüks; bir ürünün arkasındaki gerçek sabır, kullanılan ham maddenin kalitesi ve o kokunun kişiye kendisini özel hissettirme gücüdür.
Niş parfümeriyi de sadece bir koku satmak olarak görmüyoruz; o, bir karakteri ve duyguyu şişeye sığdırma çabasıdır. Seri üretimin o tekdüze yapısından uzaklaşıp, her şişede ayrı bir ruh, ayrı bir hikâye arıyoruz. İstanbul gibi Doğu ile Batı’nın, eskiyle yeninin iç içe geçtiği bir merkezde operasyonlarımızı yürütmek, bu vizyonumuzu besleyen en büyük gücümüz oldu. Kısacası bizim için niş parfümeri, alışılmış standartların ötesine geçmektir ve biz bunu bir koku zanaatı ile yeniden yorumladık.
Koleksiyonlarınızda "Doğu’nun gizemi ile Batı’nın zarafeti" vurgusu var. Bu iki zıt kutbu bir şişede dengelemek markanızın imzasını nasıl şekillendiriyor?
Bu sentez, Soleil de Grace markasının kimliğini oluşturan temel anlayış. Parfümlerimizi tasarlarken Doğu’nun o geleneksel, derin ve kalıcı karakterini, Batı’nın modern, rafine ve dengeli yapısıyla harmanlıyoruz. Amacımız; Doğu’nun o yoğun dokusunda boğulmayan, Batı’nın ise fazla mesafeli duran yalınlığına teslim olmayan, tamamen özgün bir koku dünyası inşa etmek.
Ortaya çıkan bu hassas denge—ne yorucu bir ağırlıkta ne de fazla mesafeli—bizim asıl imzamız haline geldi. Parfümlerimizin kısa sürede dünyanın 11 farklı ülkesinde, bambaşka kültürlerden insanlara dokunabilmesinin sırrı da tam olarak burada yatıyor: Bizim için koku, aslında soyut hikâyeler ile somut dünya arasında kurulan estetik bir köprü niteliği taşıyor.
Bir parfüm tasarlanırken, o duygunun somut bir formüle (notalara) dönüşme süreci nasıl işliyor? Önce hikâye mi yazılır yoksa koku mu?
Bizim dünyamızda her şey bir duygu ve o duygunun oluşturduğu hikâye ile başlar. Biz buna "Olfaktif Portre" çizmek diyoruz. Tasarımın en başında, zihinde bir karakter veya bir an canlanır. Bu aşamada öncelikle o anın atmosferi sorgulanır: Bu his sıcak mı, yoksa soğuk mu? Hangi renkleri veya hangi mevsimi çağrıştırıyor?
Tüm bu soyut kavramlar netleştikten sonra, bu atmosferi yansıtacak doğru notaların seçimine geçilir. Formül, aslında kâğıt üzerindeki bir hikâyenin şişeye aktarılmış halidir. Zira bir koku, ancak arkasında derin bir anlatı barındırdığında sadece estetik bir bileşim olmanın ötesine geçer; tenle buluştuğunda ruh kazanan ve hafızalarda yaşayan bir imza karakterine evrilir.

Parfümün kalıcılığını bir "imza" olarak mı görüyorsunuz, yoksa bu saf lüksün bir gereği mi?
Bizim anlayışımızda gerçek lüks; bir kokunun sadece saatlerce duyulması değil, o süre boyunca karakterinden ödün vermeden, tenle kurduğu bağı asaletle koruyabilmesidir. Formüllerimizde tercih ettiğimiz yüksek olfaktif yoğunluk, kullanıcının gün boyu kendi hikâyesinin merkezinde kalmasını sağlayan rafine bir aura sunar.
Parfüm, günün sonunda dış dünyaya karşı projeksiyonunu tamamlayıp sadece kişiye özel bir fısıltıya dönüştüğünde bile o asil derinliği hissettirmeye devam ediyorsa; işte bu, Soleil de Grâce’in zamana meydan okuyan sessiz ama en güçlü imzasıdır.
Çok farklı notalarda parfümleriniz var. Bunlar nasıl ortaya çıktı? Çıkış hikâyelerinizi anlatır mısınız?
Koleksiyonumuzdaki her bir tasarımın, tıpkı bizler gibi kendine has bir karakteri, duyusal bir derinliği ve yaşayan bir ruhu var. Biz, parfümlerimize sadece güzel kokan karışımlar değil; nefes alan, zamanla değişen ve hikâye anlatan 'yaşayan kokular' hissiyatı kazandırmayı hedefledik.
Bu parfümlerin her birinin kendi içsel hikâyeleri olsa da, bizim için en kritik aşama bu hikâyenin yarım bırakılmasıydı. Çünkü asıl önemli olan; kokunun tene değdiği andan itibaren, tenin kimyasıyla birleşerek o hikâyeyi tamamlayabilmesidir. Bu bağlamda parfümlerimizi, şişesinde sessizce bekleyen birer anlatıcı, tene dokunduğunda ise kullanıcısıyla bütünleşerek canlanan duyusal birer yol arkadaşı olarak kurguladık. Her bir nota, bu yaşayan karakterlerin kelimeleri, her bir ten ise bu hikâyenin son cümlesidir.

Soleil de Grace tam anlamıyla seçkin noktalarda yer alan bir ürün. Ana akımda pek görülmüyor. Neden böyle bir strateji benimsediniz? 5 yıl sonra markayı nerede görüyorsunuz?
Biz, Soleil de Grace olarak yolculuğumuza oldukça dikkatli ve emin adımlarla devam etmeyi tercih ediyoruz. Her yerde bulunmak yerine; markamızın ruhuna uygun, doğru ve seçkin niş butiklerde, özel destinasyonlarda konumlanmaya özen gösteriyoruz. Bizim için öncelik, kullanıcılarımızın güven duyduğu ve kaliteye kolayca erişebildiği noktalarla iş birliği yapmak. Marka kimliğimize değer katan ve ürünlerimizin arkasındaki emeği doğru yansıtan bu özel noktalarla kurduğumuz bağ, bizim için de oldukça kıymetli.
Gelecek vizyonumuzda ise; Soleil de Grace’i küresel niş parfümeri dünyasında kalitesiyle referans gösterilen bir isim haline getirmek var. Beş yıl sonra, kalitemizden ödün vermeden etki alanımızı genişletmiş, dünyanın farklı noktalarındaki koku tutkunlarıyla buluşmuş ve bu toprakların zanaat kültürünü uluslararası arenada başarıyla temsil eden güvenilir bir marka olmayı hedefliyoruz.
Parfüm üretimindeki sürdürülebilirlik başlığından söz edebilir misiniz?
Doğadan ilham alan bir marka olarak doğaya borcumuz olduğunun farkındayız. Bu yüzden butik üretim yapıyoruz; yani stok fazlası yaratmadan, ihtiyacımız olan kadar üretiyoruz.
Ambalajlarımızda geri dönüştürülebilir malzemeler kullanmaya ve ekosisteme zarar vermeyen ham maddeler seçmeye maksimum özen gösteriyoruz.

2026 yılı için planladığınız yeni bir "koku hikâyesi" var mı?
2026 yılının bizim için gerçek bir büyüme ve yenilenme yılı olacağına inanıyoruz. Bu yeni döneme, 'The Origins - Néo' koleksiyonumuzun getirdiği taze solukla giriyoruz. 'The Origins' koleksiyonumuzun bir nevi devamı ve evrimi niteliğinde olan bu yeni seriyle, markamızın iddialı duruşunu daha da pekiştiriyoruz.
Tabii hazırlıklarımız sadece parfümle de sınırlı değil; koku hikâyemizi yaşam alanlarına da taşımaya hazırlanıyoruz. 2026 ve 2027 yılları içerisinde sunacağımız mum ve diffuser koleksiyonlarımızla, Soleil de Grace ruhunu evlere ve kapalı mekânlara konuk edeceğiz. Tüm bunların yanında, şimdiden bizi çok heyecanlandıran ve markamızın sınırlarını genişletecek farklı sürprizlerimiz de yolda. 2026, hikâyemizi çok daha farklı kanallardan anlatacağımız, bizim için oldukça heyecan verici bir yıl olacak.





