Ebeveyn ya da eğitimci olarak “biz ne yetiştirmek istiyoruz?” sorusunu kendimize sorarak başlamak istiyorum. Evet biz ne yetiştirmek istiyoruz? Bitki mi ya da hayvan mı yetiştirmek istiyoruz? Ya da insan mı?

*Görsel yazının içeriğine göre yapay zeka tarafından oluşturulmuştur

Yetiştirmek istediğimiz şeye göre ne yapmamız gerektiği de farklılaşmaktadır. Bitki yetiştirmek istiyorsak, bu konuda ne yapmamız gerektiği ile ilgili araştırmalar yapar, tecrübelerden faydalanır ve elde etmek istediğimiz semereyi alıncaya kadar çaba harcarız. Bazen bunu bir zorunluluk gereği, bazen ise hobi olarak yaparız. Demek ki ulaşmak istediğimiz amaca, elde etmek istediğimiz semereye göre çabamız da farklılaşmaktadır. O halde ebeveyn, eğitimci ya da konu ile ilgilenen birisi olarak bu soruya verebileceğimiz en makul cevaplardan birisi de “insan yetiştirmek istiyoruz” olabilir.

İnsan yetiştirmek istiyoruz. Öyleyse yetiştireceğimiz insanda hangi özelliklerin olması gerektiğini kabul ediyoruz? Hangi özelliklere sahip olmasını arzuluyorsak ona göre bir eğitim vermek zorunluluğu doğuyor. O halde kendimize “nasıl yetiştirelim” sorusu ile ikinci bir soru sormalıyız. Çocuğumuzun çok iyi bir meslek sahibi olmasını istemek gibi doğal bir hakkımız var. Ancak bazen iyi bir meslek erbabı ancak ahlaki noktada yanlış olarak nitelendirdiğimiz bazı olumsuz özelliklere sahip kişilerle karşılaşmaktayız. Bu hale nasıl geldiklerini düşünmek gerekir. Bu kapsamda, toplum olarak hoş görmediğimiz ve yanlış olarak nitelendirdiğimiz tüm kötü fikir, duygu ve davranışları sıralayabiliriz. Gelecek nesilleri iyi bir meslek sahibi olmanın yanı sıra iyi, ahlaklı, insanlara hüsnü misal olacak bir insan olarak da yetiştirmemiz gerekmektedir. Şayet iyi bir insan yetiştirmek istiyorsak o zaman çocuklarımıza insana yakışır, isanî bir eğitim vermeliyiz. İşte bu eğitimin adına değerler eğitimi ya da karakter eğitimi diyebiliriz. Bu çabalara farklı isimler verilse de, çabaların temelinde ahlaklı, değerlerine bağlı insanlar yetiştirmek vardır. Bu çabalar içinde karakter eğitiminin en temel vurgularından birisi de özellikle ahlaki değerler vurgusu yapıyor olmasıdır.

Değer kelimesi, birey, grup ya da toplum olarak önemsenen şeyleri kapsar. Aile olarak önemsediğimiz, hayatımıza tatbik etmek istediğimiz kıstaslar, ölçütler bizim değerlerimizi oluşturur. Örneğin doğruluğa ne kadar önem veriyoruz? Söz ve fiillerimiz ile doğruluğu ne kadar yansıtabiliyoruz? Doğruluktan yana ne kadar taraftarlık sergileyebiliyoruz? Eğer verdiğimiz cevaplar “önem verdiğimiz, fiiliyatta sergilediğimiz ve doğruluğa taraftar olduğumuz” şeklinde ise o halde neslimizi de bu yönde yetiştirme gayretinde olur ve bu değeri tercih ettiğimizi söyleyebiliriz. Bu örnek sorular, sorumluluk, hoşgörü, saygı, sevgi, kanaat, sabır gibi diğer değerler için de sorulabilir ve bizim açımızdan ne derece tercih sebebi olduğu ortaya konulabilir. Yani önem verdiğimiz, tercih ettiğimiz değer aynı zamanda çocuklara kazandırmak için çaba gösterdiğimiz değerleri de oluşturmaktadır.

Kendimiz bir an daha önce hiç görmediğimiz, hiç bilmediğimiz bir ortamda gözlerimizi açtığımızı düşünelim. Hiçbir tabela, yazı sembol tanıdık değil, o yerde bulunan insanları hiçbir şekilde tanımıyoruz ya da onlar da bizi tanımıyor, konuşulanları da anlayamıyoruz. Şu hali ile o ortama adapte olma, oraya uygun bir hayatı yaşama, ihtiyaçları giderme için bir ortak dil öğrenme nasıl gerçekleşecek? Öğrenmenin en önemli yollarından birisi de eğitim çabalarıdır. Adeta hiç tanımadığımız bu ve benzeri ortamlara eğitim dediğimiz sosyalleşme ile uyum sağlayabiliriz. Bu örnek kadar olmasa da dünyaya gelen bir bebeğin zaman ilerledikçe ortama uyum sağlaması da öğrenerek, tecrübe ederek, yetişkinler refakatinde ve kendisi için rol model olabilecek örnekleri taklit ederek öğrenebilmektedir. Bu durumu insan için bir eksiklik ya da zaaf olarak değil, tam tersine öğrenme potansiyelini ortaya koyma adına güzel bir tasvir olarak nitelendirmek gerekir. Esas itibariyle çoğu öğrenmeler, problemlerin çözüme kavuşturulması ile öğrenilir. Bu noktada insanın öğrenmesi gereken pek çok şeyin olduğunu söyleyebiliriz.

Öyleyse değerler eğitiminde aile olarak nelere dikkat etmeliyiz? Bu konuda ebeveyn ya da eğitimci olarak ilk dikkat edilmesi gereken hususların başında, çocuklarımıza olumlu ve ulaşılabilir hedefler koyma, telkinatta bulunurken müspet mana ile yaklaşma gelmektedir. Örneğin çocuğa yapılmaması gereken fiili değil, yapmasını istediğimiz fiil söylemeli veya telkin edilmelidir. Çocuklarımıza değerleri nakşederken olumsuz örnekler, şahıslar ve olaylar üzerinden hareket etmemeliyiz. İyi, doğru olan, bizim için toplum için değer taşıyan hedeflere yöneltmeliyiz. Hedef tayin etmeme durumunda unutulmamalıdır ki çocuk, bizim bıraktığımız bu boşluğu maalesef olumsuz kimi özelliklerle doldurabilmektedir. Çocuğumuzun düşe kalka, el yordamı ile iyiyi veya doğruyu öğrenmesi yerine, önüne ideal hedefler koyarak şahsiyet oluşumuna yardımcı olmalıyız. Çocuğun yapmaması gerekenler üzerinden değil, yapması gerekeneler üzerinden olumlu kişilik özellikleri kazandırmaya gayret göstermeliyiz. Çocuğun alemini değer yüklü fikirler, olaylar, şahsiyetler ile meşgul etmeliyiz. Olumlu şeylerle meşgul edilmeyen, belli hedefler tayin edilmeyen kişiler, olumsuz özelliklerle karşılaşacak ya da kötü/kötülük gelip onu bulacaktır. Bu da hem fert hem toplum açısından istenmeyen neticelerdir.

Anne babalar olarak en çok dikkat etmemiz gereken diğer bir husus da çocukların erken yaşlarda öğrenme biçimlerinin rol modelleri esas alarak gerçekleştiği esasını unutmamızdır. Çocuk söylenenler kadar toplumdaki diğer fertler tarafından yapılanları, fiiliyatı da kayda almaktadırlar. Anne babanın ne yaptığı, ne söylediği, nasıl yaşadığı, değerler eğitimi açısından son derece önemlidir. Bu açıdan doğruluğu sözle dürüstlüğü özle göstermeliyiz. Tıpkı “children see, children do” (çocuklar görür, çocuklar yapar) sözünde olduğu gibi. Bu konuda Mühendislik ve Teknoloji Kurulu tarafından İngiltere’de 10 ila 16 yaş arası bine yakın çocukla yapılan bir araştırmaya bakmakta fayda vardır. Bu araştırmaya katılan çocukların dörtte biri, kendilerinin bir rol modele sahip olmadıklarını belirtmişlerdir. Başta bu veri dramatik bir sonuç gibi görünmese de asıl sorun bundan sonra başlamaktadır. Çocuklar kariyere dair kararlarını, hayata dair tercihlerinde ebeveyn veya öğretmenlere soru sorma yerine Youuberlar’a soru sormayı tercih etmektedirler. Teknoloji çağında, bilgiye erişimin kolay olduğu bu dönem avantaj olarak değerlendirilse de aynı zamanda muhatap olduğumuz bilgi yoğunluğu, bilgi bombardımanı doğru ve yanlışın tespiti noktasında da karşımıza bir problem olarak çıkabilmektedir. Bu zor dönemde biz ebeveyn ya da eğitimciler olarak öğrencilere doğrularda rehberlik etmediğimizde, çocuklarımıza rol model olamadığımızda çocuklarımız bu eksikliği sosyal mecralarda yer alan “fenomenler” ile tamamlamaya çalışacaklardır.

Son bir husus olarak, öğrenciler üzerine yapıştırdığımız etiketlere dikkat etmeliyiz. Etiket, ürünün özelliklerini yansıtmaktadır. O halde çocuklarımıza hangi etiketleri yapıştırmamız lazım? Çocuğumuzu hangi vasıflarla etiketlemişsek, çocuk bizi mahcup etmemek adına, kendisi için uygun gördüğümüz vasıfları gerçekleştirmek için elinden geleni yapacaktır. Çalışkan olarak nitelendirdiğimiz bir çocuk, çalışkanlığın hakkını verebilmek için elinden geleni yapmaya gayret gösterecektir. Tabii bunun tersi de mümkündür. Tembel olarak etiketlediğimiz çocuk yine bizi mahcup etmemek için gayret gösterecektir. Burada da dikkat edilmesi gereken en önemli husus da gerçekçi, yapılabilir hedefler üzerinden çocuğumuzu motive etmeye çalışmamızdır. Çocuğun yaşına ve seviyesine uygun amaçlar koymamız gerekmektedir. Öyleyse çocuklarımıza bir etiket yapıştıracaksak, mutlaka bu etiketin olumlu olmasına dikkat etmeliyiz.