Acaba dikkatimizi elde ettiğimiz başarılara mı yoksa yenilgilere mi daha çok veriyoruz. Nereye odaklandığımızın hayati bir önemi var. Çünkü olumsuz olana yoğunlaşırsak olumsuz duyguları, olumlu olana yoğunlaşırsak olumlu duygular üretiriz.

*Görsel yazının içeriğine göre yapay zeka tarafından oluşturulmuştur

Olumsuz düşünceler, bedensel enerji akımını kesiyor ve potansiyel enerjimizi engelliyor. Çoğu zaman bu düşünceler yüzünden kendimizi yorgun hissediyoruz. Olumsuz düşünce düşünme kaslarımızın enerjisini düşürür ve kas gücümüzü azaltır.

Çocukluğumuzdan beri şikâyeti bol, takdirleri az olan ortamlarda yaşıyoruz. Unutmamak lazım: Şikayet ettikçe, şikayet ettiklerimiz, takdir ettiğimizde takdir ettiklerimiz artar. Ödüllendirilen davranış tekrarlanır. İnsan yüreğini en iyi harekete geçiren, samimi bir övgüdür. Bu sebeple iyilikleri fark etmek ve takdir etmek çok önemlidir.

Kendini ve başkalarını takdir eden ve seven kimsenin mutsuz olması imkansızdır. Hasta olmamızın en büyük sebebi, hastalığı düşünmemiz ve dikkatimizi sürekli hastalığa vermemizdir. Oysa dikkatimizi sağlıklı yaşamaya vermeliyiz. Hepimiz içimizde kurulu temel bir programla dünyaya geliyoruz. Buna “kendi kendine iyileşme” denir. Bu programla, yaralandığımızda yaralarımız kapanıyor. Bağışıklık sistemimiz her yarayı sarabiliyor.

Çoğu insan, önemli bir iç güç olan irade gücüne sahip olmadığını düşünüyor. Zayıflıkları için herkesi suçlayan bu kişiler “Elimde değil, babam da benim gibi öfkesine hakim olamazdı” diyebiliyorlar. Oysa yüksek bilinçli bilgeler, düşüncelerini kontrol ederek zihinlerini kontrol edebiliyorlar. Bilgeler gibi, sahip olduğumuz irade gücünü iki üç katına çıkardığımız zaman neler olabileceğini hayal edelim. O zaman bizde öfke kalır mı? Artık her gün istediğimiz saatte kalkabilir, televizyonumuzu istediğimizde kapatabilir, gereksiz eleştirel ve olumsuz iç konuşmalardan kurtulabiliriz. Kalp ve beyin dengesini kurabiliriz. “Akıl yasama organı olabilir. Ama yürütmeyi mutlaka kalbe bırakmalıyız.” diyor Robin Sharma.

ACABA DOĞUŞTAN OLUMLU DÜŞÜNCEYE Mİ, YOKSA OLUMSUZ DÜŞÜNCEYE Mİ YATKINIZ?

İnsanoğlu yaradılış itibariyle olumsuz düşünme eğilimi içindedir. Genellikle iltifatlardan, çözümlerden, başarı hikayelerinden daha çok, çatışmalar, sorunlar, başarısızlıklar hakkında düşünüyor ve konuşuyoruz. Beynimiz de iki zıt düşünceyi aynı anda tutamıyor. Her zaman pozitif düşüncemizi, negatif olanın üstüne koyma alışkanlığı kazanabiliriz. Ancak bunun için iyi bir eğitimden geçmemiz gerekir. Olumsuz düşüncenin yıkıcı etkilerinden kendimizi korumamız kolay olmasa da çalışmakla bunu başarabiliriz. (Jachtchenko, s. 146)

NEDEN OLUMSUZ DÜŞÜNME EĞİLİMİ İÇİNDE OLUYORUZ?

Pek çok kişi endişeye kapılıp negatif düşüncelere odaklanıyor. Bunun temel sebebi insanların disiplinli düşünme sanatını öğrenmemiş olmalarıdır. İnsanların çoğu zihinlerinde zehirli düşünceler taşıyor. Kendilerini inşa edemiyor. Eğitime de yaklaşmıyorlar. Sokrates diyor ki "Eğitimin pahalı olduğunu düşünüyorsanız, cehaletin bedelini hesaplayın."

Olumsuz bakış açısının temel sebebi, savunma sistemidir. Hayal kırıklığı yaşamamak için bir kalkan geliştiriyoruz. Mutsuzluk ihtimalini yok etmek için önceden mutsuz olmak gibi bir önlem alıyoruz.

Sürekli olarak sorunlar ve çatışmalar hakkında düşündüğümüzde ve her yerde kendimiz için bir tehdit unsuru aradığımızda hayatta kalma şansımız da artar. Evrim bizim güvenli olmamızla veya soğukkanlılığımızla ilgilenmez, hayatta kalmamızla ilgilenir (Jachtchenko, s. 146)

OLUMSUZ DÜŞÜNCENİN YIKICI ETKİSİ

Korktuğu zaman kafasını ve ayaklarını kabuğunun içine çeken kaplumbağa yürüyemez. İnsan da böyledir. Pek çok insan korku yüzünden yeteneklerini geliştiremiyor.

Düşüncelerimizin yalnız bizim üzerimizde değil, başkalarının üzerinde de etkisi vardır. Kötü bir düşünce, gerçekten de zihnimizi ve yüreğimizi karartan bir zehir olabilir. Geleneksel kültürlerde "kem göz" dedikleri şey bir batıl inanç değildir. Bunun tam tersi de doğrudur. Olumlu düşüncelerimizin bizim ve başkalarının üzerinde faydalı etkisi olabilir. (Lenoin, s.70)

Dua, herşeyden önce kendimizin ve başkalarının iyiliği için yaydığımız olumlu düşüncelerdir. "Düşüncelerine hakim olma" bütün manevi geleneklerin değişmez bir sabitidir. Dua salt düşünce gücü olarak olumlu bir etkiye sahiptir. "İçinizden geçeni açığa vursanız da gizleseniz de Allah onun hesabını sizden sorar. (Bakara 284)," ayeti gereğince düşüncelerimizden sorumluyuz.

Zihnimizi yönlendirebiliriz. Geçmişimizden günümüze olumlu duygu ve düşüncelerimizi aktarabiliriz. Bunun için beynimizdeki olumsuz tabloyu bilinçli olarak devre dışı bırakmamız gerekir. Başarılarımızı hatırımıza getirebiliriz. Makul hedefler belirleyerek kendimize olan güvenimizi artırabiliriz.

Olumlu düşünce huzur getirir. Olumlu bir düşüncenin, olumsuz düşünceden yüz kat daha güçlü olduğu bilimsel olarak ispatlanmıştır. Olumlu düşünmenin ve zihnimize hakim olmanın yollarından biri, zihnimizi huzura kavuşturmaktır.

Huşu ile namaz kılan biri, rahatlar ve zihnini kötülüklerden arındırır. Biz namaz kılarak, ruhsal (manevi) uyanış yoluna girebiliriz. Meditasyon da zihnimize huzur verir, düşüncelerimizi kontrol etmemize ve bedenimizi canlandırmamıza yardımcı olur.

İyi insanları ve olayları düşünürken, insanın kendisini kötü hissetmesi mümkün değildir. “İyilik aradın mı, insanda kötülük kalmaz” diyor Hz. Mevlana. Bir insan iyilik düşünürse aklına hiç kötülük gelmez. İşleri iyiliğe yoran kimse de, kötülük düşünemez. Çünkü beynimizde iki zıt düşünceyi aynı anda tutmamız imkansızdır. Kendini kötü hisseden kişi, aklından kötü hissettiren düşünceler geçiriyor demektir. Şifacılık uygulamaları, insan zihninin ilaçlardan daha etkili olduğunu göstermiştir.

Kendisine benzer olan şey çekiliyor. Kötü olaylar yaşadığımızda, her şeyin üst üste geldiğini fark eder ve şaşırırız. Bizi mutlu eden şeyleri düşündüğümüzde, diğer benzer düşünceler de gelip bizi bulur. Mutsuz düşündüğümüzde de, o düşüncelere benzer düşünceleri çekeriz. Düşüncelerimiz, başka düşünceleri çeken güçlü ve çekici bir mıknatıstır. Huzurumuzu artıracak şekilde düşünmeliyiz.

HAYATI KOLAYLAŞTIRICI BAZI TEMEL İLKELER

• Olumlu düşünce ve iyimser bakış öğrenilebilir. Bu iyimserliği öğrenmeye çalışalım. Deneyimlerimizi iyimser bir bakış açısıyla yorumlamaya çalışalım.

• Bilinç geliştirme eğitimi, hayatta yapabileceğimiz en doyurucu ve sonuç getirici bir çalışmadır. Yüksek bilinç yolculuğuna başlayalım.

• Hayatımızın her alanında, “ya bu- ya diğeri” formülü ile değil, “hem bu- hem şu” formülü ile çalışalım. Bu yöntem çok daha fazla seçeneğin kapısını açar ve hayatımızı daha ilginç hale getirir. “Hem gündüzü, hem geceyi seviyorum.” gibi.

• Manevi değerlerimizi geliştirelim ve hayatımızı bu değerler ışığında sürdürelim.

• Doğa ile uyum içinde yaşayalım. Doğayı dost görelim. Her şeyin evrenin doğasına ve üst iradeye göre gerçekleştiğini unutmayalım.

• Bu dünyada özel bir sebepten dolayı bulunuyoruz. Dünyaya verecek özel bir hediyemizin olması lazım. Kendimizin, çocuklarımızın ve öğrencilerimizin özel güçlerini ve yeteneklerini geliştirmek için çaba sarf edelim.

• İnsanlarla aramızdaki uyum ve benzerliklere dikkat edelim.

• Marcus Aurelius’ un “Bir şey ne için yaratılmışsa ona doğru ilerler, vardığındaysa kendi sonuna ulaşır.” düşüncesinin mesajını anlamaya çalışalım.

• Hiçbir alanda karamsarlığa kapılmayalım, umutsuzluğa düşmeyelim. “Allah hiç kimseye taşıyabileceğinden daha fazlasını yüklemez.” (Kur’an, Bakara, 286)

ZİHNİNİZİN EFENDİSİ OLUN!

Zihninin efendisi olmak, düşünülen her şeyi kontrol edebilme becerisidir. Kişi zihninden olumlu veya olumsuz düşünce geçirebilir. Zihninin efendisi olan, seçimini olumlu düşünceden yana kullanır. Zihnimizden pozitif güzel düşünceler geçirmek negatif düşünceler geçirmekten kolaydır. Kural olarak olumlu düşünce ve davranış olumsuzu alt eder. Yıllar içinde zihnimize yerleşmiş zayıf düşüncelere karşı savaşa devam edersek, istenmeyen misafirler gibi zihin kalemizi terk edeceklerdir.

Konuştuğum pek çok insan, düşüncelerin kendiliğinden oluştuğunu zannediyor. Oysa olaylar karşısında tavrımızı kesinlikle kontrol edebiliriz. Belirli bir anda ne düşüneceğimizi belirleme gücüne sahibiz. İnsanı insan yapan da bu yetenektir. Mutlu insanları mutsuzlardan ayıran fark, hayat şartlarının nasıl yorumlandığı ve değerlendirildiğidir. Bu dünyada elde edebileceğimiz en büyük başarı, aklımızın efendisi olduğumuzu idrak etmemizdir. Düşüncelerimize yön verecek programı kendimiz belirleyebildiğimizden tüm düşük bilinç programlarını ortadan kaldırabiliriz.

Yüksek bilinçli bilgeler, düşüncelerini kontrol ederek zihinlerini kontrol edebiliyorlar. Çoğu insan bu iç gücü kullanamıyor ve irade gücüne sahip olmadığını düşünüyor. Zayıflıkları için herkesi suçlayan bu kişiler “Elimde değil, babam da benim gibi öfkesine hakim olamazdı” diyebiliyorlar.

DOĞRU OLANA ODAKLANALIM

Hayatımızda karşımıza çıkan olayların aşağı yukarı % 90'ı doğru, % 10'u yanlıştır. Mutlu olmak istiyorsak zihnimizi doğru olan %90 'a ayırmak, yanlış olan %10'u unutmak kafidir. üzülmek, gücenmek, mide ülserine uğramak istiyorsak, zihnimizi yanlış olan % 10'a hasretmek, mükemmel olan %90'ı unutmak kafidir.

Schopenhauer diyor ki "Elimizde olan şeyleri nadiren düşünürüz, eksik olanları daima düşünürüz."

Araştırmalar gösteriyor ki bir kötü söz, beş iyi söze bedeldir. Kötü bir söz iyi bir sözden beş kat daha fazla iz bırakıyor. Beşe bir kuralı hem aşkta hem de kariyerde geçerli. Bu kurala göre olumsuz ifadelerin açtığı bir yara beş katı bir çabayla ancak düzelebiliyor. (Özkan, s. 215)

"Güzel bir iltifatla iki ay yaşayabilirim". diyor yazar Mark Twain.

Yaptığımız tercihlerin çoğu, başkalarının beklentilerine göre yaşamamıza sebep olan, doğuştan içimizde taşıdığımız gerçek potansiyelin çoğunu kullanmaktan alıkoyan seçimlerdir. Bunun farkına varmak, insanı sarsan bir uyanış olabilir. Beynimize ne söylersek, bilinçaltımıza hangi içe dönük konuşmayı yüklersek, beynimiz bu bilgiyi elektriksel ve kimyasal olarak programlar ve kaydeder. Söylediğimiz ister doğru ister yanlış olsun beyin onu kabul eder. Programlarımızın bize yarattığı hayatları sürüyoruz. Her birimiz, dilediğimizde kendimize yeni programlar yapabiliriz (Helmstetter, 40).

Ortalama bir beyinden bir günde 50 bin ila 70 bin düşünce geçiyor. Bu düşüncelerin yaklaşık % 60’ı olumsuz oluyor. Bu olumsuz düşüncelerle kendimizi gerçekleştirmemiz çok zordur.

David Hawkins “Güce karşı Kuvvet” adlı muhteşem eserinde olumlu düşüncenin gücünü ne güzel ifade ediyor: “Hayata iyimser bakan ve iyimser enerji yayan, başkalarını yargılamayan bir insan, düşük seviyede enerjiye sahip 90 bin insanın olumsuzluğunu tek başına dengelemektedir.”

SONUÇ

Belirli bir anda ne düşüneceğimizi belirleme gücüne sahibiz. İnsanı insan yapan da bu yetenektir. Olumlu düşünen insanları olumsuzlardan ayıran fark, hayat şartlarının nasıl yorumlandığı ve değerlendirildiğidir.

“Vaktinden önce, üzülme, mutsuz olma. Gereğinden önce dertlenmek, gereğinden fazla dertlenmektir.” diyen Seneca,

“Üzüntüden kurtulmak için size ihsan edilmiş nimetleri sayın; dertlerinizi saymayın!” diyen Dale Carnegie,

“Bir insan sorun çözmeye karar verince, çözüm yollarını zihnin kendisi üretir.” diyen Norman Vincent Peale,

“İnsanın en büyük kazanımı mutluluktur” diyen Farabi,

“Dünyada pek çok pislik olmasından daha çok hikmet vardır.” diyen Nietzsche,

“İncinsen de incitme.” diyen Hacı Bektaş Veli ve daha niceleri olumlu düşüncenin gücüne vurgu yapmışlardır.

KAYNAKLAR

• Frederic Lenoır, Arayanlar İçin Açıklamalı Bilgelik, Çev.Yusuf Yıldırım, İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2023.
• Wladislaw Jachtchenko, Pozitif Psikolojinin Gücü, Çev. E. Gülsen Yüksel, Mona Kitap, İstanbul, 2025.
• Shad Helmstetter. Bizi Biz Yapan Seçimlerimiz, Sistem Yayıncılık, İstanbul, 1997.
• Zülfikar Özkan, Beynin Mutluluğa Ayarlanması, Pozitif Yayınları, İstanbul, 2021.