Aile, toplumun en küçük birimi olup, evlilik, kan bağı veya evlat edinme yoluyla bir araya gelen bireylerin karşılıklı sevgi, sorumluluk ve dayanışma temelinde oluşturduğu sosyal yapıdır (TDK, 2024).

*Görsel yazının içeriğine göre yapay zeka tarafından oluşturulmuştur

Geleneksel sosyolojik ve kültürel yaklaşıma göre aile; kadın ve erkeğin evlilik bağıyla kurduğu, toplumun temel yapı taşı olan ve neslin devamını sağlayan bir kurumdur (Giddens, 2013). Bu tanımlamalara göre aile kurumu iki farklı cinsiyetten iki kişinin sevgi, saygı ve anlayışla bir araya gelerek neslin devamı için çocuk dünyaya getirmek amacıyla kurdukları birlikteliği ifade eder.

1984 yılında Amerika’nın Massachusetts eyaletinde bir kilisenin bahçesinde heyecanlı bir bekleyiş vardı. Ertesi gün nikâhları kıyılacak olan eşcinsel çift heyecanlarından ötürü kilisenin bahçesinde sabahlayarak ertesi gün kıyılacak olan nikahlarını bekliyordu. Nikah saati gelip çattı ve bu heyecanlı bekleyişin sonunda dünya tarihinde ilk defa eşcinsel bir çiftin nikahı kıyıldı ve ellerine aile cüzdanı teslim edildi. Bu nikaha karşı çıkan Hristiyan menşeli “Focus on Family” derneğinin başkanı şu açıklamayı yaptı; bu aile cüzdanı evliliğin ilanının belgesi değil, evliliğin idamının belgesidir (Giddens, 2013). Bu tarihten sonra bu tür ahlaksız ilişkiler elli yıl gibi kısa bir zaman diliminde başta İngiltere, Hollanda ve sonra da bütün Avrupa’ya ve Uzakdoğu Asya ülkelerine yayıldı. Üstelik bazı ülkelerde bu tür sözde evlilik yapanlara bir de evlatlık çocuk edinme hakkı verildi ki bu insanların ne tür bir çocuk yetiştireceği tahayyüllerin ötesindedir. Bugün yaratılış ve fıtrat kanunlarına mugayir sapkın akımlar başta ülkemiz olmak üzere doğuya doğru yayılarak İslam coğrafyasını ve diğer kültürleri tehdit etmektedir.

Sırf bedensel haz temelli hedonist amaçlarla bir araya gelen ve geleneksel tanımlara uymayan aile tarifleri ailenin kuruluş gayesine hizmet etmemektedir. Bu tür çarpık ilişkiler fıtrat kanunlarına göre gerçek anlamda aile olarak kabul edilemez. Çünkü fıtrat ve yaratılış kanunlarına göre cinselliğin amacı neslin devamıdır. Aynı cinsten olan iki kişinin oluşturduğu birliktelik Türk-İslam kültürüne göre evlilik olarak adlandırılamaz. Neslin devamını sağlayan çocuğun dünyaya gelmediği bir ilişkinin evlilik olarak adlandırılması ilahi dinlere göre asla mümkün değildir.

Buna karşılık, günümüzde ileri sürülen bazı sosyolojik görüşlere göre aile sadece biyolojik açıdan değil, bireyler arasındaki duygusal iletişim, birlikte yaşama ve karşılıklı sorumluluklara göre tanımlanmaktadır (Berger & Luckmann, 1991). Bazı ülkelerde son yıllarda maalesef kabul görmeye başlayan yaklaşımlara göre eşcinsel evlilikler de “aile” olarak adlandırılmakta ve toplumsal meşruiyet kazanması için çalışmalar yapılmaktadır. Örneğin, İspanya (2005), Norveç (2009) ve Fransa (2013) yıllarında eşcinsel evliliği yasallaştırmış; Tayland ise 2024 yılında Güneydoğu Asya’da bu adımı atan ilk ülke olmuştur (Pew Research Center, 2024; Human Rights Campaign, 2024). Bu örnekler aile kurumunun karşı karşıya olduğu tehlikenin boyutlarını gözler önüne sermektedir.

Bu gelişmeler, aile kavramının küresel ölçekte yeniden tanımlanma gayreti içinde olunduğunu ve toplumsal normların dönüştürülmeye çalışıldığını göstermektedir. Bugün eşcinsel çiftlerin aile olarak değerlendirilmesine yönelik olarak geleneksel aile tanımını ve dolayısıyla toplumsal normları ve hukuki düzenlemeleri bozmaya yönelik teşebbüsler artmaktadır.

Dünya içinde olduğumuz iletişim ve teknoloji çağının etkisiyle küçük bir köy haline geldi. Batıdan esmekte olan küreselleşme rüzgârları yerel kültürleri tehdit ediyor. Bu tehditlere karşı kayabilmek medeniyet değerlerimize sıkı sıkıya tutunmakla mümkündür. Yaşanacak bir savrulmadan etkilenenlerin en başında çocuklar ve gençler gelmektedir. Aileye yönelik tehditler özellikle sosyal medyanın kullanımı ile evlilik dışı ilişkileri özendirerek doğrudan doğruya aile kurumunu hedef almaktadır. Aile kurumu ise başta evlilik oranlarının düşmesi, boşanma oranlarının artması ve çekirdek ailelerdeki çocuk sayılarının azalması ile zayıflatılmaktadır.

Türk milletinin tarih sahnesinde varlığını sürdürebilmesi sağlam bir aile yapısının yaşamasına bağlıdır. Batıda başlayan yeni aile tanımlamaları özgürlük ve bireysel tercihler üzerine bina edilirken (Giddens, 2013), Türk-İslam kültüründe aile kavramı inanç, yardımlaşma, dayanışma ve karşılıklı sorumluluk üzerine kurulmuştur (Karaman, 2019). Hz. Ali’ye atfedilen şu söze göre; “savaşlar düşmana yenildiğimizde değil ona benzediğimizde kaybedilir.” Bu söz, İslam terminolojisindeki; “kim bir topluma benzerse onlardandır” (Ebû Dâvûd, Libâs, 4, hadis no: 4031) hadisini hatırlatmaktadır. Bu özlü sözler yabancı kültürlere benzemenin milletler için kültür ve medeniyet bağlamında gerçek bir yenilgi olduğuna vurgu yaparak kültürel kimliğin korunmasına dikkat çekmektedir.

Sonuç olarak:

· Batıdan esen post modern materyalist ve pozitivist rüzgarlar Türk-İslam medeniyetinin beşiği olan aile kurumunu tehdit ediyor.
· Aile kurumumuz ciddi bir tehdit ve tehlike altında olup geleceğimiz ve nesillerimiz bir yok oluş tehlikesi ile karşı karşıyadır.
· Sosyal medya vasıtası ile batı kültürünün gençlerimizi hedef aldığını görüyoruz.
· Genç nesillerin bu etkilere karşı koyabilmesi tarih ve medeniyet değerlerimizi benimsemeleri ile mümkün olabilir.
· Her yıl Kıbrıs adası kadar bir toprak kütlesinin erozyon ile Anadolu’dan kayıp gitmesi ya da ormanlarımızın yanıp kül olması ile yüreğimizin yanmasından daha büyük bir acı gençlerimizin batıdan gelen inançsızlık rüzgarlarına kapılarak Türk-İslam medeniyetinden koparılmasıdır.
· Türk milleti tarih sahnesinde kendi köklü medeniyet kimliği ile yaşamak istiyorsa aileyi kurtarmak için yeni bir kurtuluş savaşı başlatmak mecburiyetindedir.
· Açıkça görülmektedir ki, aile kalesi düşerse vatan kalesi düşer. Bu kaleyi sapasağlam bir şekilde ayakta tutmak medeniyet köklerimize bağlı nesillerin en temel vazifesidir.

Bugün Türk milletinin en büyük kızıl elması; sağlıklı nesillerin yetişmesinin beşiği olan aile müessesinin yaşaması ve güçlenmesidir.

Kaynaklar:

Berger, P. L., & Luckmann, T. (1991). The social construction of reality: A treatise in the sociology of knowledge. Penguin Books.
Giddens, A. (2013). Sosyoloji (C. Güzel, Çev.). Kırmızı Yayınları.
Human Rights Campaign. (2024). Marriage equality around the world. Human Rights Campaign. https://www.hrc.org/resources/marriage-equality-around-the-world
Karaman, H. (2019). Aile, toplum ve değerler. İz Yayıncılık.
Pew Research Center. (2024). Same-sex marriage around the world: Global legal status and public opinion. Pew Research Center. https://www.pewresearch.org/religion/fact-sheet/same-sex-marriage-around-the-world
Türk Dil Kurumu. (2024). Aile. Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük. https://sozluk.gov.tr/