Bugün 29 Mayıs. Takvim yaprakları 1453’ü işaret etmiyor belki ama dışarı çıktığınızda, İstanbul’un o kendine has havasını derin bir nefesle içinize çektiğinizde, yüzyılların tozunu hala üzerinizde hissediyorsunuz.

Hani bazen bir dost meclisinde otururuz da "Nereden nereye?" diye dalarız ya, işte bugün tam da o gün. 573 yıl önce, o gün, dünya bir daha asla eskisi gibi olmayacak şekilde değişti.

Gelin, resmi geçitleri ve tarih kitaplarındaki soğuk satırları bir kenara bırakalım; bugün o büyük hadiseyi, 2026’nın içinden, bir dost sıcaklığıyla tekrar konuşalım.

*Görselde yapay zekadan faydalanılmıştır.

SURLARIN ÖNÜNDEKİ GENÇ ADAMIN İRADESİ

Surların önünde bekleyen 21 yaşındaki o genç Sultan’ı hayal edin; omzunda koca bir imparatorluğun yükü, karşısında yüzyıllardır "aşılmaz" denilen bir efsane.

Bugün biz hayatımızda en ufak bir engelle karşılaşınca "olmayacak galiba" deyip pes etmeye ne kadar da meyilliyiz, değil mi?

Fatih’in o gün gemileri karadan yürütmesi, sadece teknik bir deha değildi; o, "imkansız" kelimesinin bir yanılsama olduğunu dünyaya haykırma biçimiydi. Kur’an-ı Kerim’de buyurulduğu üzere: "İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." (Necm, 39).

Fatih, bu ilahi düsturu hayatının merkezine koymuştu. O, denizi karaya, imkansızı mümkün olana bağladı.

Bugün kendi hayatımızda karşılaştığımız o "aşılamaz" duvarlara baktığımızda, Fatih’in o sarsılmaz iradesinden alacağımız ders "azim, her türlü engeli aşan en güçlü köprü" olduğudur.

ŞEHRE RUHUNU VERMEK: FETİH Mİ, İMAR MI?

Fetih, sadece taş duvarları yıkmak değil, o şehrin ruhuna yeniden can suyu vermektir. Şehre girdiğinde farklı dillerin, inançların ve kokuların bir arada yaşadığı o mozaiği korumak; o şehrin insanına, dokusuna ve mirasına hürmet etmek...

Peygamber Efendimiz (SAV) bir hadis-i şeriflerinde; "İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır." buyurmuştur. Fatih, sadece İstanbul’u fethetmekle kalmadı; adaletiyle o şehri bir huzur limanı haline getirdi. Fatih’in merhametiyle mühürlenen o İstanbul, bugün dünyanın en çok hasret kaldığı "birlikte yaşama sanatının" en güzel örneklerinden biridir.

Biz bugün bir şehri betonla imar ediyoruz belki ama o şehre ruhunu veren şey; komşuluk, hoşgörü ve birbirimizin hikâyesine duyduğumuz o kadim saygıdır.

2026'NIN "GÖRÜNMEZ" SURLARI

Bugün 2026 yılındayız. İstanbul hâla o büyüleyici, bazen yoran ama hep hayran bırakan haliyle yerinde duruyor. Ama gelin kendimize dürüst olalım; bizim surlarımız artık taş değil. Dijital dünyanın bizi içine hapsettiği o sarsılmaz engeller, ekranların ardına gizlediğimiz ön yargılarımız ve "vaktim yok" diyerek kendimizden kaçtığımız o modern hapishanelerimiz var.

"Allah bir kavmin durumunu, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmez." (Ra'd, 11) ayeti, aslında bir medeniyetin yükselişinin de, bizim kişisel fetihlerimizin de değişim, içeriden başlar" sırrını veriyor. Fatih’in aştığı surların ardında yepyeni bir dünya vardı; biz ise bugün kendi konforumuzun surlarını aşamadığımız için, o taze başlangıçları hep erteliyoruz.

GEMİLERİ KARADAN YÜRÜTME ZAMANI

Tarih, sadece geçmişte kalmış tozlu sayfalar değil, bugün attığımız her adımda yeniden yazılan bir destandır. İstanbul bir kez fethedildi, evet; ama o fethin ruhu, yani imkansızı dize getirme iradesi, her sabah bizim üzerimizde yeniden canlanmayı bekliyor. Bugün bir projenin peşinden koşarken, evlatlarımızı geleceğe hazırlarken veya toplumsal bir kırılmayı tamir ederken, o fetih ruhuna ihtiyacımız var.

"Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve şefkat göstermede bir vücudun organları gibidirler" hadis-i şerifi, şehrin de, toplumun da gerçek "fethin" birlik olmak ve birbirine şefkatle tutunmak sırrını açıklar.

Öyleyse söyleyin bana; bu 29 Mayıs’ta, kendi hayatınızda gemileri karadan yürütme vaktiniz gelmedi mi?

Hangi suru, engelleri aşmaya, hangi imkânsızı mümkün kılmaya hazırsınız?