Haziran’ın ortası; güneşin en dik, gölgelerin ise en kısa olduğu o vakitler... Takvim yaprakları 21 Haziran’ı gösterdiğinde, insanın kalbinde sessiz ama derinden bir hürmet dalgası yükseliyor.
Bugün, hayatın o en çetin yollarını yürürken, yükümüzü hafifletmek için kendi omuzlarını siper eden, o koca yürekli kahramanların, yani babaların günü.
Babalık, çoğu zaman annelik gibi kelimelerin sıcaklığına sığınmaz; daha çok susuşlarda, bakışlarda ve atılan adımlarda gizlidir. O, evin yıkılmaz temel direği gibidir; evin en ağır yükünü, şikayet etmeden omuzlarında taşıyan ama varlığına o kadar alışırız ki, yokluğu ancak temel sarsıldığında anlaşılan o sessiz güçtür.
Hatırlıyor musunuz? Çocukluğumuzda o nasırlı, koca elleri avucumuzun içinde ne kadar güven vericiydi. Biz yorulunca bizi omuzlarına alan, dünyayı o yükseklerden seyrettiren, hayatın fırtınasında bize tek başına siper olan o gölge...
Baba olmak, kendi yorgunluğunu, geçim derdini, tüm hayal kırıklıklarını evin eşiğinde bırakıp içeriye huzurlu bir tebessümle girmektir. Bir baba, sofradaki ekmeğin adilce bölündüğünden emin olmak için kendi payından eksiltendir. O, sevginin "söylenmiş" değil, "yapılmış" ve "yaşanmış" halidir.
İnancımızda baba, sadece bir "aile reisi" değil, aynı zamanda evladının hem dünyasına hem de ahiretine köprü kuran o şefkatli rehberdir. İslam, babalık makamını sorumluluğun ve koruyup kollamanın zirvesinde görür.
Lokman Suresi'nin 13. ayetinde Hz. Lokman’ın oğluna olan o eşsiz ve sevgi dolu çağrısı bize babalığın özünü fısıldar; "Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma... Yavrucuğum! Yaptığın iş, bir hardal tanesi ağırlığında olsa bile, bir kayanın içinde, göklerde veya yerde olsa, Allah onu getirir..."
İşte babalık; evladının elinden tutarken onu sadece bu dünyaya değil, hakikate ve sonsuzluğa hazırlama sanatıdır.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) ise babanın evladı üzerindeki hakkını ve şefkatini şöyle müjdeler; "Cennetin orta kapısı babadır. İstersen o kapıyı kaybet, istersen onu koru." (Tirmizî, Birr, 3).
Bu ne büyük bir uyarı, ne muazzam bir müjdedir; babamız bizim cennete giden yoldaki en sessiz yoldaşımız ve duacımızdır. Çünkü mal mülk tükenir, ancak bir babanın evladının yüreğine ektiği merhamet, doğruluk ve iman tohumları, o baba bu dünyadan göçüp gitse bile, evladının her iyiliğinde yeşermeye devam eder.
Büyüdükçe insan daha iyi anlıyor; babalarımız aslında sadece yaşlanmıyor, bizim için birer "hayat öğretmeni" olarak ömürlerini harcıyorlar. Bazen hatalar yaptık, bazen anlamadık, bazen "yine aynı şeyleri anlatıyor" diye sustuk. O ise, bir çınar ağacı gibi, yapraklarını dökse de köklerini hep bizim üzerimizde, bizi korumak için tuttu.
Bugün evlatlarımın yüzlerine her baktığımda, babamın neden o kadar çok çabaladığını, neden o kadar fedakârlık yaptığını şimdi çok daha iyi anlıyorum; evlat sevgisi, babalığın bu dünyadaki en büyük mükafatıymış.
Eğer bugün hayattaysa babanız, gidin ona sarılın. O sert görünen, hayatın zorluklarıyla kabuk bağlamış o adamın altında, sizin tek bir gülüşünüze muhtaç, çocuksu bir kalp taşıdığını göreceksiniz. Eğer aramızdan ayrılmışsa, bugün ona bir Fatiha, içten bir dua gönderin. Bilin ki, o dualar babaların mezarına ulaşan en sıcak selamdır.
Babalık, bazen geç anlaşılan bir kıymet hükmüdür. Bugün elinizde telefon, dilinizde bir "Babalar Günü kutlu olsun" mesajı varsa, bunu sadece bir ritüel olarak görmeyin. Ona aslında "Senin gölgeni üzerimde hissetmek, senin varlığının dünyamı aydınlattığını bilmek benim için en büyük hazine." olduğunu fısıldıyorsunuz.
Başta vatan uğruna canlarını feda eden şehit babalarımız olmak üzere, fedakârlığın ve merhametin yeryüzündeki gölgesi olan tüm babaların günü kutlu olsun; iyi ki varlar.