• 14-05-2026
  • USD 45,4374
  • EUR 53,3705
  • GBP 61,5903
  • ALTIN 6858.33
  • BİST 14.598
  • BTC 79.797,75
Özay Çakmak

Özay Çakmak

Tüm Makaleleri

Özay ÇAKMAK, 1984 Uşak doğumlu. Konya Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Tezli Yüksek Lisans (Master) mezunu. Hayatına bir kamu kurumunda orta kademe yönetici olarak devam ediyor. Şimdilerde ise hayata dair toplumsal ve sosyal konularla alakalı perspektifini bu köşede okurlarıyla paylaşıyor.

Fısıltı gazetesinin cellatları: Dedikodu bir kimlik yetimsizliğidir

Gelin eğri oturalım, doğru konuşalım, bir insanın sürekli başkalarını konuşması, aslında dünyaya haykırdığı en acıklı itiraftır. Bu itiraf da "benim hayatım o kadar sığ, o kadar niteliksiz ve o kadar...

Annemin ardından: Bir çınar devrildi, gökyüzü biraz daha ıssız kaldı

Pazar akşamıydı... Hani o günün bittiği, akşamın ağır ve kederli hüznünün bir sis gibi şehre çöktüğü, insanın içini sebepsiz bir sızıyla kaplayan o vakit. Gökyüzü yavaş yavaş kararıp herkes evine, sev...

Omuzlardaki emanete nefes olmak: Bir gönül borcu

Gel kardeşim, gel... Şöyle iyice yaslan arkana. Çayını da tazele, bu dert öyle birkaç kelimeyle geçiştirilecek cinsten değil. Bugün seninle, hani o bazen yoldan geçerken sadece üniformasını gördüğümüz...

Mezarsız bir acı, cevapsız bir çığlık: Gülistan Doku

Öyle bir acı düşün ki; sonu yok, vedası yok, toprağı yok... Bazı isimler vardır, harfleri yan yana geldiğinde bir kimlikten ziyade bir toplumun utancını, bir hukukun çaresizliğini ve bir vicdanın ifla...

Okul bahçesinde kaybolan çocukluk: Biz nereye gidiyoruz?

Bugün bu satırları yazmak için bilgisayarın başına oturduğumda, ellerim klavyenin üzerinde bir süre öylece asılı kaldı. Hani insanın boğazında bir yumru olur ya; ne yutkunabilirsin ne de haykırabilirs...

Klavyedeki nefret, koridordaki kan: Nerede yanıldık?

Bugün kalbimi her zamankinden daha acılı, kalemimi ise her zamankinden daha ağır hissediyorum. Masamın başında otururken, kelimeler boğazımda düğümleniyor, kağıda dökülmek istemiyor sanki. Sizinle şöy...

O turuncu topun peşindeki küçük dev kalpler: "Kızım, sen sahada devleşirken ben seni izliyorum"

Geçen gün spor salonunun o ağır metal kapısını araladım, içeriye öylece baktım. Hani o devasa, gürültülü, içinde sadece top ve ayakkabı seslerinin yankılandığı yerler var ya... Orada bir mucizeye şahi...

Verba Volant, Scripta Manent : Söz uçar, yazı kalır

Biliyor musun dostum, biz insanoğlu aslında en çok "hiç yaşanmamış gibi unutulmaktan" korkuyoruz. Hani o meşhur ifade var ya; "İnsan isyanla maluldür" diye... Bence asıl büyük yaramız isyan değil, "ni...

Aynadaki yabancı: Medya bizim neyimiz olur?

Bazen gece yarıları, o bitmek bilmeyen haber akışlarının veya sosyal medyanın hırçın dalgalarının arasında durup derin bir nefes alıyorum. Biz ne zaman bu kadar gürültülü ama bir o kadar da sağır b...

Savaş sadece can almaz, geleceği de kurşuna dizer

Borsalardaki o yukarı yönlü yeşil oklar, strateji uzmanlarının ağzındaki 'jeopolitik risk' lafları ya da haritaların üzerine hoyratça serpilen mühimmat kutuları... Hepsi birer illüzyondan ibaret...

Gönül heybesinde kalan son sızı: Bir bayram vedası ve ruhumuzun limanı

Geldi ve gidiyor, değil mi? Hani günlerce o tatlı telaşla yolunu gözlediğimiz, pencerelerin buğusuna parmaklarımızla hayaller çizdiğimiz, çocukların pabuçlarını yastık altına saklayıp sabahı zor et...

Parmak uçlarındaki sessiz devrim: Hakikatin ortak alfabesi

Gelin dostlar… Bugün her şeyi bir kenara bırakalım. Şöyle biraz duralım, duralım da biraz "durulalım." Bugün kimseyle yarışmayalım, hiçbir yere yetişmeyelim.

Daha fazla göster
Üst