Özay Çakmak
Tüm Makaleleri
Hoşça kal "Selvi Boylum", "Tatar Ramazan": Bir ömrün finali
Hani bazen insanın içini açıklayamadığı bir boşluk kaplar ya, Kadir İnanır’ın gidişi tam da böyle bir sızı bıraktı kalbimizin tam ortasına. Sanki bir devrin son ışıkları da söndü, sanki bizleri o sert...
Başkalarını konuşmayı bırak da, bir kendine bak!
14 Mayıs’ta, o günün hüznü ve idrakiyle oturup yazmıştım; "Bir insanın sürekli başkalarını konuşması, aslında dünyaya haykırdığı en acıklı itiraftır" diye. O satırlar, insanın kendi içindeki o devasa...
Gölgesi ömrümüze şifa olan tüm babalara...
Haziran’ın ortası; güneşin en dik, gölgelerin ise en kısa olduğu o vakitler... Takvim yaprakları 21 Haziran’ı gösterdiğinde, insanın kalbinde sessiz ama derinden bir hürmet dalgası yükseliyor.
Sınır çizgileri ve köprüler: "Öteki" dediğimiz kim?
Bir şehirden diğerine geçerken o tabelaları görmüşsünüzdür: "Hoş geldiniz." Aslında o tabela, sadece bir coğrafi sınırdan değil, zihinlerdeki bir sınırın geçildiğini de müjdeler. Ancak bugün, şehirler...
Sınav dediğin nedir ki? Asıl sınav, "insan" kalabilmekte...
Sevgili kardeşim, güzel evladım, kıymetli dostum; Şu an bu satırları okurken gözlerinde o tanıdık yorgunluğu, zihninde ise "yetişemeyeceğim" korkusunun o soğuk gölgesini hissedebiliyorum.
Mahallenin görünmez Wi-Fi’ı: Dedikodu, iftira ve insanlığın "Kılcal Damar" operasyonları
İtiraf edelim; biz bu coğrafyada "Selamın aleyküm ya da Merhaba, İyi günler"den sonraki en hızlı cümleyi kurma konusunda olimpiyat şampiyonuyuz: "Duydun mu?"
Evlatlarına siper olan bir 'Can': Sabiha Anne
Şu günlerde gökyüzünün rengi biraz değişti, değil mi? Mevsimler artık eski usul gelip geçmiyor; sanki her biri kendi telaşını, kendi öfkesini de beraberinde getiriyor.
Yarınları çöpe atmamak: Kültürel bir dönüşüm olarak "Sıfır Atık" seferberliği
Kanat sesleriyle yeryüzüne hayat taşıyan arıların sessizce yok olduğu bir dünya, insanın da kendi sonuna doğru yürüdüğü bir dünyadır. Doğanın bu en zarif işçileri bize, evrende hiçbir şey boşa yaratıl...
Ekranların gürültüsü değil, kalplerin sessizliği: Biz nerede kaldık?
Biliyor musunuz, günün sonunda televizyonlar kapandığında ve evin içinde o derin sessizlik hakim olduğunda, sanki zihnimizde hala bitmek bilmeyen bir uğultu devam ediyor.
İmkânsızı aşmak: 29 Mayıs 1453’ten bugünün kalbine bir yolculuk
Bugün 29 Mayıs. Takvim yaprakları 1453’ü işaret etmiyor belki ama dışarı çıktığınızda, İstanbul’un o kendine has havasını derin bir nefesle içinize çektiğinizde, yüzyılların tozunu hala üzerinizde his...
Dostluk biriktirmek: Vefanın gönüllerdeki izi
Şöyle bir durup geriye, ömrün telaşlı akışına baktığımızda; kaç kişi kaldı yanımızda? Hani o, kelimelere dökmeden derdimizi anlayan, sessizliğimizin içindeki çığlığı duyan dostlar...
Fısıltı gazetesinin cellatları: Dedikodu bir kimlik yetimsizliğidir
Gelin eğri oturalım, doğru konuşalım, bir insanın sürekli başkalarını konuşması, aslında dünyaya haykırdığı en acıklı itiraftır. Bu itiraf da "benim hayatım o kadar sığ, o kadar niteliksiz ve o kadar...