Özay Çakmak
Tüm Makaleleri
Fısıltı gazetesinin cellatları: Dedikodu bir kimlik yetimsizliğidir
Gelin eğri oturalım, doğru konuşalım, bir insanın sürekli başkalarını konuşması, aslında dünyaya haykırdığı en acıklı itiraftır. Bu itiraf da "benim hayatım o kadar sığ, o kadar niteliksiz ve o kadar...
Annemin ardından: Bir çınar devrildi, gökyüzü biraz daha ıssız kaldı
Pazar akşamıydı... Hani o günün bittiği, akşamın ağır ve kederli hüznünün bir sis gibi şehre çöktüğü, insanın içini sebepsiz bir sızıyla kaplayan o vakit. Gökyüzü yavaş yavaş kararıp herkes evine, sev...
Omuzlardaki emanete nefes olmak: Bir gönül borcu
Gel kardeşim, gel... Şöyle iyice yaslan arkana. Çayını da tazele, bu dert öyle birkaç kelimeyle geçiştirilecek cinsten değil. Bugün seninle, hani o bazen yoldan geçerken sadece üniformasını gördüğümüz...
Mezarsız bir acı, cevapsız bir çığlık: Gülistan Doku
Öyle bir acı düşün ki; sonu yok, vedası yok, toprağı yok... Bazı isimler vardır, harfleri yan yana geldiğinde bir kimlikten ziyade bir toplumun utancını, bir hukukun çaresizliğini ve bir vicdanın ifla...
Okul bahçesinde kaybolan çocukluk: Biz nereye gidiyoruz?
Bugün bu satırları yazmak için bilgisayarın başına oturduğumda, ellerim klavyenin üzerinde bir süre öylece asılı kaldı. Hani insanın boğazında bir yumru olur ya; ne yutkunabilirsin ne de haykırabilirs...
Klavyedeki nefret, koridordaki kan: Nerede yanıldık?
Bugün kalbimi her zamankinden daha acılı, kalemimi ise her zamankinden daha ağır hissediyorum. Masamın başında otururken, kelimeler boğazımda düğümleniyor, kağıda dökülmek istemiyor sanki. Sizinle şöy...
O turuncu topun peşindeki küçük dev kalpler: "Kızım, sen sahada devleşirken ben seni izliyorum"
Geçen gün spor salonunun o ağır metal kapısını araladım, içeriye öylece baktım. Hani o devasa, gürültülü, içinde sadece top ve ayakkabı seslerinin yankılandığı yerler var ya... Orada bir mucizeye şahi...
Verba Volant, Scripta Manent : Söz uçar, yazı kalır
Biliyor musun dostum, biz insanoğlu aslında en çok "hiç yaşanmamış gibi unutulmaktan" korkuyoruz. Hani o meşhur ifade var ya; "İnsan isyanla maluldür" diye... Bence asıl büyük yaramız isyan değil, "ni...
Aynadaki yabancı: Medya bizim neyimiz olur?
Bazen gece yarıları, o bitmek bilmeyen haber akışlarının veya sosyal medyanın hırçın dalgalarının arasında durup derin bir nefes alıyorum. Biz ne zaman bu kadar gürültülü ama bir o kadar da sağır b...
Savaş sadece can almaz, geleceği de kurşuna dizer
Borsalardaki o yukarı yönlü yeşil oklar, strateji uzmanlarının ağzındaki 'jeopolitik risk' lafları ya da haritaların üzerine hoyratça serpilen mühimmat kutuları... Hepsi birer illüzyondan ibaret...
Gönül heybesinde kalan son sızı: Bir bayram vedası ve ruhumuzun limanı
Geldi ve gidiyor, değil mi? Hani günlerce o tatlı telaşla yolunu gözlediğimiz, pencerelerin buğusuna parmaklarımızla hayaller çizdiğimiz, çocukların pabuçlarını yastık altına saklayıp sabahı zor et...
Parmak uçlarındaki sessiz devrim: Hakikatin ortak alfabesi
Gelin dostlar… Bugün her şeyi bir kenara bırakalım. Şöyle biraz duralım, duralım da biraz "durulalım." Bugün kimseyle yarışmayalım, hiçbir yere yetişmeyelim.