Kanat sesleriyle yeryüzüne hayat taşıyan arıların sessizce yok olduğu bir dünya, insanın da kendi sonuna doğru yürüdüğü bir dünyadır. Doğanın bu en zarif işçileri bize, evrende hiçbir şey boşa yaratılmamıştır ve zincirin tek bir halkasının kopması, yaşamın bütünüyle karanlığa görülmesini fısıldar. İşte bu yüzden üretirken ve tüketirken ardımızda bıraktığımız her atık, sadece toprağı değil, geleceğimizi de nefessiz bırakmaktadır.
Takvim yaprakları 5 Haziran Dünya Çevre Gününü gösterdiğinde, genellikle zihinlerimizde yeşeren fidanlar, temizlenen sahiller ve doğaya dair kurulan romantik cümleler canlanır. Ancak içinden geçtiğimiz çağ, çevre meselesine romantik bir pencereden bakma lüksümüzü elimizden alalı çok oldu. İklim krizinin, kuraklığın ve kaynak kıtlığının küresel bir tehdit olarak kapımıza dayandığı bugün, 5 Haziran bir kutlama değil, devasa bir yüzleşme ve eylem günüdür.
Bu yüzleşmenin en çetin cephesi ise şüphesiz "tüketim" alışkanlıklarımızdır. Modern çağın "kullan-at" kültürü, sadece doğayı değil, toplumsal değerlerimizi de aşındırdı. Oysa bizler; ekmeğin kırıntısını dahi ziyan etmemeyi, yırtılanı onarmayı, bozulanı tamir etmeyi erdem sayan, israfı toplumsal bir ayıp olarak gören köklü bir medeniyetin mirasçılarıyız.
İşte tam da bu noktada, son yıllarda ülkemizin en önemli çevre vizyonlarından biri haline gelen Sıfır Atık Projesi, basit bir geri dönüşüm kampanyasının çok ötesinde, unuttuğumuz bu toplumsal hafızayı yeniden canlandıran sessiz bir devrimdir.
Cumhurbaşkanımızın eşi Sayın Emine Erdoğan’ın öncülüğünde hayata geçirilen ve Birleşmiş Milletler kararıyla küresel bir modele dönüşen bu vizyon, ülkemizin çevre konusundaki tarihi başarısının en somut kanıtıdır.
RAKAMLARIN ÖTESİNDEKİ TOPLUMSAL ŞUUR
Sıfır Atık hareketinin ulusal düzeydeki etkilerine baktığımızda, karşımıza çıkan tablo aslında kurtarılan ağaçlardan, tasarruf edilen sudan veya azaltılan karbon emisyonundan çok daha büyüktür.
Bu proje, ilkokul çağındaki bir çocuğun elindeki plastik şişeyi doğru kutuya atarken hissettiği sorumluluk duygusudur; bir ev kadınının mutfağındaki organik atığı komposta dönüştürme bilincidir; sanayicinin üretim bandında döngüsel ekonomiyi inşa etme gayretidir.
Bir toplumun topyekûn davranış biçimini değiştirmek, yasal düzenlemelerden ziyade inanç, eğitim ve kararlı bir kurumsal altyapı gerektirir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de yer alan, "Göğü O yükseltti ve mizanı (dengeyi) O koydu. Sakın dengeyi bozmayın!" (Rahmân Suresi, 7-8) ayet-i kerimesi, çevreye karşı sorumluluğumuzun aslında ilahi bir emir olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Türkiye'nin 81 ilinde, kamu binalarından sokaklara, okullardan havalimanlarına kadar her kılcal damara nüfuz eden bu sistem, günübirlik bir heves değil, devletin en üst kademesinden sokağa kadar uzanan stratejik bir beka meselesi olarak ele alınmıştır.
SAHADAKİ İSİMSİZ KAHRAMANLARA HAKKINI TESLİM ETMEK
Bir vizyonun sahada ete kemiğe bürünmesi, ancak o vizyonu sırtlayan liyakatli ve inançlı kadrolarla mümkündür. Bu bağlamda, 5 Haziran Dünya Çevre Günü vesilesiyle hakkı teslim edilmesi gereken en önemli kurumların başında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı gelmektedir.
Sıfır Atık Projesi’nin sadece masa başında kalmayıp yurdun dört bir yanına yayılmasında;
Mevzuatları çağın gerekliliklerine göre ilmek ilmek işleyen,
Yerel yönetimlerle koordinasyonu sağlayarak sistemin aksamadan işlemesi için altyapı kuran,
Başta sürecin tüm teknik ve idari yükünü omuzlayan Bakanlığın merkez teşkilatı birimlerine ve sahada çalışan binlerce çevre denetçisine, mühendisine uzmanına ve bürokratına toplumsal bir teşekkür borçluyuz.
Bakanlığın ilgili birimlerinin sabırla yürüttüğü eğitim kampanyaları, belediyelere sağladıkları teknik ve maddi destekler ile sanayi kuruluşlarına çizdikleri yol haritası, bu projenin sürdürülebilirliğinin en büyük teminatı olmuştur.
Karşılaşılan bürokratik engellere ve toplumsal dirençlere rağmen, bu işi bir "memuriyet" görevinden ziyade bir "memleket" meselesi olarak gören bu ekiplerin çabası, her türlü takdirin üzerindedir.
ŞİMDİ SIRA BİZDE
Devletin ilgili kurumları altyapıyı kurmuş ve rehberliği sağlamışken, bu büyük dönüşümün nihai başarısı biz yurttaşların ellerindedir. Çevre, sadece Bakanlığın veya çevreci örgütlerin koruyabileceği bir alan değildir. Satın aldığımız her üründe, çöpe attığımız her eşyada doğaya karşı bir tercih yapıyoruz.
Bugün 5 Haziran Dünya Çevre Günü. Artık sızlanmayı ve sorumluluğu başkalarına atmayı bırakma vakti. Sıfır Atık felsefesini evlerimize, iş yerlerimize ve zihinlerimize kalıcı olarak yerleştirmek zorundayız. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızın bu tarihi çabasına omuz vermek; yarınlarımızın, çocuklarımızın ve nefes aldığımız bu güzel memleketin geleceğine sahip çıkmaktır.
Doğa bizim çöplerimizi sindiremez ama biz, israf kültürünü tarihin çöplüğüne atabiliriz. Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed'in (s.a.v.), "Akan bir nehrin kenarında olsanız bile suyu israf etmeyiniz" hadis-i şerifindeki o muazzam ölçü, bugün her bir atıkla aslında neyi tükettiğimizi idrak etmemiz için en büyük rehberimizdir.
Dünyamızın ve ülkemizin yarınları çöp olmasın, etrafımızı saran bu eşsiz yaşam ağına hak ettiği saygıyı gösterelim; çünkü Sıfır Atık sadece bir çevre hareketi değil, bu topraklara, emanete ve insanlığa sahip çıkma davasıdır.
"Çevreye saygı, geçmişe olan borcumuz değil, geleceğe olan zorunlu mirasımızdır."
Vesselam...