CHP'de uzun süredir devam eden kurultay tartışmaları ve "mutlak butlan" süreci sonunda Kemal Kılıçdaroğlu yeniden genel başkanlık koltuğuna oturdu. Ancak siyasette asıl belirleyici olan mahkeme kararları değil, toplumsal meşruiyet ve tabanın verdiği destektir.

Bugün CHP'nin karşı karşıya olduğu temel sorun da tam olarak budur.

Kılıçdaroğlu ve ekibi, aylar boyunca "mutlak butlan" sürecini bir siyasi mücadele aracı olarak kullandı. Kurultayın yok hükmünde sayılması gerektiğini savunan bu anlayış, sonunda istediği sonuca ulaştı. Ancak görünen o ki mahkeme koridorlarında kazanılan mücadele, meydanlarda aynı karşılığı bulamadı.

Ankara'da yaşananlar bunun en açık göstergesi oldu. CHP tabanının önemli bir bölümü, parti içinde değişimi temsil ettiğini düşündüğü Özgür Özel'e sahip çıktı. Meydanlarda toplanan kalabalıklar, aslında sadece bir isme değil, kurultayda ortaya çıkan iradeye destek verdi.

Burada sorulması gereken soru şudur:

Eğer Kılıçdaroğlu'nun dönüşü CHP tabanında bu kadar güçlü bir karşılık buluyorsa, neden sokaklarda ve parti örgütlerinde beklenen coşku oluşmadı?

Yıllarca seçim kaybeden bir genel başkan olarak eleştirilen Kılıçdaroğlu'nun, yeniden göreve dönüşü parti içerisinde yeni bir heyecan yaratmaktan çok eski tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. CHP seçmeninin önemli bir kısmı artık geçmişin hesaplaşmalarını değil, geleceğin inşasını konuşmak istiyor.

Daha da dikkat çekici olan nokta ise Kılıçdaroğlu'nun dönüşüne yönelik memnuniyetin CHP tabanından çok siyasi rakipler arasında konuşuluyor olmasıdır. Siyasetin doğasında rakibinin zayıf olmasını istemek vardır. Bu nedenle CHP seçmeninin duygularıyla parti dışındaki çevrelerin beklentileri arasında ciddi bir fark oluştuğu görülüyor.

Kılıçdaroğlu ve yakın ekibi, kurultay sonucunu kabul etmek yerine yargı üzerinden bir geri dönüş stratejisi geliştirdi. Hukuken mümkün görülen bu yolun siyaseten ne kadar doğru olduğu ise tartışmalıdır. Çünkü siyasi partiler mahkeme salonlarında değil, sandıklarda ve örgütlerde güç kazanır.

Bugün CHP'nin ihtiyacı yeni iç kavgalar üretmek değil; ekonomik kriz, demokrasi, adalet ve sosyal sorunlar karşısında güçlü bir alternatif oluşturabilmektir. Ancak parti enerjisinin önemli bir bölümü yeniden liderlik tartışmalarına harcanıyor.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun göreve dönüşü bir sonuç olabilir; fakat asıl mesele bunun CHP seçmeninde nasıl bir karşılık bulduğudur. Şu ana kadar ortaya çıkan tablo, parti tabanının önemli bir bölümünün bu dönüşü heyecanla karşılamadığını gösteriyor.

Siyasette bazen kazanılmış görünen mücadeleler, aslında kaybedilmiş fırsatların habercisidir.

CHP açısından bugün tartışılması gereken şey kimin genel başkan olduğu değil, partinin hangi yöne gideceğidir. Çünkü tarih, koltuğa nasıl oturduğunuzu değil, arkanızda nasıl bir iz bıraktığınızı yazar.