Türkiye, nüfusun nicel olarak artışını sağlayacak çareler bulmanın yanında özellikle genç nüfusu 21. Yüzyıl yeterlilikleri konusunda eğitmek ve yetiştirmek zorundadır. 21. Yüzyıl yeterlilikleri, bireylerin çağın gerektirdiği bilgi, beceri ve medeniyetimizin değerleri ile donatılarak başarılı ve mutlu olmalarının sağlanmasıdır.
*Görsel yazının içeriğine göre yapay zeka tarafından oluşturulmuştur
Bir ülkede, bir bölgede, bir evde belirli bir anda yaşayanların oluşturduğu toplam sayı nüfus (popülasyon) olarak adlandırılmaktadır (TDK). Türkiye nüfusu 1927 nüfus sayımına göre 13 milyon 648 bin 270 olarak tespit edilerek, bugüne kadar 6 kattan fazla artmıştır (TÜİK). 1927-1965 yılları arasında Türkiye’de devlet yöneticileri, genel olarak nüfusun artmasına yönelik olarak politika (Pronatalist, çoğalma (nüfus artırıcı) politika) izlemişlerdir (Doğanay,1997). Çünkü savaştan yeni çıkmış bir ülkenin genç nüfusa ihtiyacı vardı. Bu anlayışla 1965 yılına kadar Türkiye nüfusunun hızlı bir şekilde arttığı görülmektedir. Nüfus artış hızını arttırmaya yönelik politikaların, temel araçları sağlık ve doğurganlığı kontrol politikalarından oluşmaktadır (Başar, 2013, s. 26).
Nüfus artış hızının arttırılmasının savunulmasının yanında, nüfus artış hızının düşürülmesi gerektiğini ileri süren düşünceler de vardır. Nüfus artışının kontrolüne yönelik politika ve uygulamalara eski çağlardan beri rastlanmakta olup, yaşlı ve hastaların kaderlerine terk edilmesinin yanında, çocukların öldürülmesi gibi uygulamalarla nüfus artışı kontrol edilmeye çalışılmıştır. Bu düşüncenin altında besin kaynakları ile nüfus arasındaki dengeyi sağlama çabaları yatmaktadır (Murat, 2006). Temelde Malthus tarafından ileri sürülen bu yaklaşım bugün tartışmalı bir hale gelmiştir. Çünkü nüfusun artışı ile gıda üretiminde de gelişen teknolojilere bağlı olarak yeni artışların mümkün olduğu zamanla anlaşılmıştır.
Türkiye’de 1965 sonrası batının teşviki ile nüfus artışının azaltılmasına yönelik (Antenatalist, nüfus artış hızını sınırlayıcı) politika uygulanmıştır. Uygulanan bu politikalara kentlerde oturan kültür seviyesi yüksek ailelerin daha fazla uyacağı öngörüsünde bulunan bilim adamları olmuştur (Doğanay,1997). Bu öngörülere rağmen bugün karşılaştığımız tablo, uygulanan nüfus azaltıcı politikaların kırsal kesim de de en az kentlerdeki kadar etkili olduğunu göstermektedir. Bu durum, nüfus üzerinde geliştirilecek politikalarının nüfus artış dengesini uzun vadede tamiri imkânsız biçimde bozabileceğini ve devlet yöneticilerinin nüfus politikalarını belirleme hususunda son derece dikkatli olması gerektiğine işaret etmektedir. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye nüfusu giderek yaşlanmaktadır. Doğum oranları ciddi oranda düşmüştür. Nüfusun nicel olarak artırılmasına yönelik olarak geliştirilecek politikaların kısa vadede etkili olması mümkün görünmemektedir. Bu nedenle nüfusu artırıcı teşviklerin yanında nüfusun niteliklerini artıracak tedbirlerin de alınması gerekmektedir.
Nüfusun kalitesini belirleyen sağlık standartları, fiziksel ve zihinsel sağlamlık ve dayanıklılık, yetenekleri geliştiren okur yazarlık, eğitim seviyesi, mesleki bilgi ve tecrübe gibi vasıfların çoğu, nüfus kalitesinin iyileştirilmesinin refah ve gelir durumu ile doğru orantılı olduğunu göstermektedir (Murat, 2007). Bununla birlikte toplumda suç oranlarının giderek artması refah seviyesi artışının nüfusun kalitesi üzerindeki etkisini sorgulanır hale getirmektedir. Nitekim ülke olarak ekonomik yönden çok zor günler yaşadığımız dönemlerde nüfusumuz nitelik yönünden bugünden daha kötü değildi. Bu durum refah seviyesindeki artışın nüfusun nitelikleri üzerinde yaptığı çürütücü ve yıkıcı etkiye de dikkat çekmektedir.
Sonuç olarak;
Bugün Türkiye nüfus politikalarını yeniden belirlenmekle karşı karşıyadır. Bu politikaların nüfusun hem sayısal (nicel) hem de kalite (nitel) yönüyle dikkatle belirlenmesi gerekmektedir.
Nüfusun nicel olarak artırılması için doğum oranlarının artışına ihtiyaç vardır. Ancak bugün nüfus artışını devletin ve milletin bekasının bir gereği olarak gören bir anlayışın karşısında, doğurma ve çocuk yapma hakkının bireyleri ilgilendiren bireysel bir insan hakkı olduğunu savunan bir görüş de vardır. Bu görüşe göre bireylerin kararlarına devletin müdahale etmesinin temel bir insan hakkı ihlali olduğu görüşü savunulmaktadır. Esasen çocuk yapmaya karar verme hakkı bireyin özgür iradesine bağlıdır ve hiçbir otorite zorla bu hakka müdahale edemez. Devlet ancak bir takım özendirici teşviklerde bulunabilir ve bu da insan haklarına bir müdahale olarak kabul edilemez.
Türkiye nüfusunun nicel olarak artışına olan ihtiyacın yanında bir diğer önemli problem de nüfusun niteliklerinin artırılması konusudur. Bir toplumda yaşayan nüfusun yaş, cinsiyet, eğitim seviyesi, sağlık özellikleri, mesleki yeterlilikleri, gelir seviyesi ve kültürel özellikleri gibi demografik ve sosyoekonomik özelliklerini nüfusun nitelikleri olarak tanımlanır. Nüfusun bu özellikleri insan sayısı dışında nüfusun toplumun kalkınma potansiyelini ve üretim kapasitesi ile refah seviyesini belirleyen temel göstergelerdir. Bir toplum, bilgiyi beceriye dönüştüren ve değer yönünden donanımlı bireylerden oluştuğunda hem ekonomik kalkınma hem de toplumun refah seviyesi daha sürdürülebilir bir duruma gelir (Gürbüz, 2021; TÜİK, 2023). Bu bakımdan Türkiye nüfusunun değer temelli yaklaşımlarla alınacak tedbirler ile niteliğinin artırılmasına ihtiyaç olduğu aşikardır. Bunun yolu da eğitim alanında yapılacak köklü ve milletin her kesiminin katılacağı milli bir eğitim mutabakat metninin oluşturulması ve uygulanması ile mümkün olacaktır. Finlandiya eğitim modelinin dünya çapındaki başarısının ardında yatan sebep böyle bir milli mutabakat metninin toplumun her kesimi tarafından kabul edilmesi ve uygulanmasıdır.
Bu açıklamalar ışığında bugün Türkiye, nüfusun nicel olarak artışını sağlayacak çareler bulmanın yanında özellikle genç nüfusu 21. Yüzyıl yeterlilikleri konusunda eğitmek ve yetiştirmek zorundadır. 21. Yüzyıl yeterlilikleri, bireylerin çağın gerektirdiği bilgi, beceri ve medeniyetimizin değerleri ile donatılarak başarılı ve mutlu olmalarının sağlanmasıdır. Bu amaçla eleştirel düşünme, problem çözme, iletişim becerisi, iş birliği ve takım çalışması, yaratıcılık becerileri, dijital okuryazarlık ve yaşam boyu öğrenme gibi beceriler son derece önemlidir (Trilling & Fadel, 2009; Ananiadou & Claro, 2009). Türk Milli Eğitim sistemi bu yeterliklerin yanında gençleri medeniyet değerlerimize bağlı idealist ve vizyoner bir anlayışla yetiştirmek zorundadır.
Türkiye bugün dünya ile teknolojik olarak rekabet ederken Mevlana’nın; “Bir ayağımız sabit dinimizde, diğer ayağımızla yetmiş iki milleti dolaşırız” sözüne binaen, pergelin bir ucunu kendi medeniyet değerlerimiz üzerine koyarken, diğer ucuyla dünyayı dolaşabilen genç nesiller yetiştirmek mecburiyetindedir.
KAYNAKLAR
Ananiadou, K., & Claro, M. (2009). 21st century skills and competences for new millennium learners in OECD countries (EDU Working Paper No. 41). OECD Publishing. https://doi.org/10.1787/218525261154
Başar, E. (2013). Demografiye Giriş. (2. Bs.). Ankara: Gazi Kitabevi.
Doğanay, H., 1997, Türkiye Beşerî Coğrafyası, Milli eğitim Bakanlığı Yayınları: 2982, Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi: 877, Milli Eğitim Basımevi, Ankara
Gürbüz, H. (2021). Nüfusun nitelikleri ve kalkınma ilişkisi üzerine bir değerlendirme. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 76(2), 215–230.
Murat, S. (2006). Dünden Bugüne İstanbul’un Nüfus ve Demografik Yapısı. İstanbul: İstanbul Ticaret Odası Yayınları.
Murat, Sedat (2007), Dünden bugüne İstanbul’un İşgücü ve İstihdam Yapısı, İstanbul Ticaret Odası Yayını, Yayın No: 2007-73, İstanbul.
TÜİK. (2023). Nüfus ve demografi göstergeleri. Türkiye İstatistik Kurumu. https://data.tuik.gov.tr