Bazen bir yer, sadece bir yer olmaktan çıkar. Bebek Otel de öyle bir yer.

Yıllarca “Boğaz” dedik, “manzara” dedik.

Bir masa, bir kahve, kimi zaman bir kadeh…

İstanbul’un kendine ayırdığı küçük bir nefes aralığı gibi.

Ama son günlerde o nefes aralığına başka bir kelime karıştı: Dosya.

Haberlere göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ünlü isimlere dönük yürüttüğü “uyuşturucu” ve “fuhuş” soruşturması kapsamında Bebek Otel 28 Aralık 2025’te mühürlenmiş.

Ardından jandarma ikinci kez otele gitmiş.

Soruşturma sürecinde, otelin müdürü Arif Altunbulak ile otelin sahibi Muzaffer Yıldırım dahil bazı şüpheliler hakkında tutuklama kararı verildiği bilgisi de kamuoyuna yansıdı.

Bu kısmı “haber” diye okuyup geçebilirsin.

Ama işte tam burada mesele başlıyor.

Çünkü bir mekân, yalnızca içinde yaşananlarla değil, nasıl anıldığıyla yaşar.

Ve bu gelişmelerin ardından, “gizli oda” ve “24 saat kayıt” gibi başlıklar da konuşulmaya başlıyor.

Burası da işin iddia tarafı.

Henüz hepsi iddia…

Altını çizmekte fayda var.

Ama bazen iddia bile yeter.

Bir mekânın duvarlarını değil, itibarını çatlatmaya.

Bebek Otel denince insanın aklına ilk ne gelir?

Boğaz. Manzara.

Bir masa, bir kahve kimi zaman bir kadeh, iyi bir tabak, uzun sohbetler ve İstanbul’un kendisi.

Uzun yıllar böyleydi.

Bir adres değildi. Bir histi.

İstanbul’un kendine ayırdığı kısa bir nefes aralığıydı.

Şimdi ise aynı isim, başka kelimelerle yan yana geliyor: Gizli oda. Kayıt. Yasaklı madde iddiaları.

Çünkü mesele yalnızca ne yaşandığı değil, nerede yaşandığı.

Bebek Otel dediğiniz yer, sadece zenginlerin ya da ünlülerin uğradığı bir adres değildir.

Oraya yıllarca manzara için gidenler vardı.

Bir akşamüstü durup soluklananlar. “İstanbul burada güzel” diyenler.

Hâlâ da varlar.

İşte tam da bu yüzden, sosyal medyada yazılanlar sadece yorum değil.

Bir dönemin kapanış notları gibi.

Bir kullanıcı, 90’lı yılların sonunda Bebek Otel’de akşamüstü bir şeyler içmenin ne kadar keyifli olduğunu anlatıyor.

Yenilendikten sonra defalarca rezervasyon için aradığını, telefonlara cevap alamadığını söylüyor.

O zaman anlam verememiş.

Sonra ekliyor: “Meğer başka dolaplar çevriliyormuş.”

Bir başkası, Bebek Otel’in kaliteli sohbetlerin, canlı caz performanslarının adresi olduğunu hatırlatıyor.

Şimdi ise tek bir cümle kuruyor: “Anılarımızda güzel kaldı.”

Bu cümleler masum değil demeyeceğim.

Ama sıradan da değiller.

Çünkü sıradan cümleler böyle bir kopuşu anlatmaz.

İşletmeyle değil, mekânla kurulan bağ çözülüyor.

Güvenle kurulan ilişki sarsılıyor.

İnsan kendini iğnelenmiş hissediyor.

“Ben sadece manzara için gelmiştim ama adım bu tartışmanın kıyısına değiyor” duygusu bu.

Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, ünlü isimlerin otelde bir araya gelerek yasaklı madde kullandıkları ve “gizli oda” olarak anılan bölümde 24 saat kayıt alındığı yönünde iddialar bulunuyor.

Yani söz konusu kayıt meselesi, otelin tamamını değil, iddialar özellikle belirli bir alanı işaret ediyor.

Ama bazen bir oda, bütün binaya yetiyor.

Bazen bir iddia, bütün manzarayı gölgeliyor.

Bir otele, bir mekâna giden insan ne bekler?

Mahremiyet. Rahatlık. Güven.

Bunlar lüks değil, asgari beklenti.

Ve evet, Bebek Otel’e zenginler geliyor, ünlüler geliyor.

Ama bu durum, “bazı adreslerde her şey serbest mi?” sorusunu doğuruyorsa, işte asıl problem tam da orada başlıyor.

Bebek Otel bugün bir soruşturmanın adıyla anılıyor olabilir.

Yarın başka bir adres konuşulur. Ama değişmeyen tek şey şudur: Bir mekân, sadece içinde yaşananlarla değil, nasıl anıldığıyla yaşar.

Belki de en acı olan şu: Bir zamanlar caz dinlenen bir yerin, bugün “gizli oda” kelimesiyle anılması.

İstanbul’un hikâyesi biraz da böyle yazılıyor zaten.

Güzel olan yavaş yavaş aşınıyor. Sessizce, fark ettirmeden.

Manzara hâlâ aynı. Boğaz yerinde duruyor.

Ama güven, aynı yerde değil.

Ve artık o masaya otururken, kimse eskisi kadar rahat bakamıyor.