Bazı zaferler vardır; sadece kazanılmaz, hissedilir… Bazıları ise sadece bir savaş değil, bir milletin yeniden doğuşudur. İşte Çanakkale Savaşı tam da böyle bir destandır.

Bugün, aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ içimizi titreten bir hikâyeyi hatırlıyoruz. Çünkü Çanakkale, sadece toprağın değil, yüreğin savunulduğu yerdir. Bir avuç insanın, “geçilmez” dediği ve gerçekten de geçilmez kıldığı bir inancın adıdır.

Henüz bıyığı terlememiş gençlerin, ardında gözü yaşlı analar bırakarak cepheye koştuğu günleri düşünün…
Cebinde mektubu, kalbinde vatan sevgisi olan o çocuklar, aslında birer kahraman olduklarını bilmeden yürüdüler ölüme. Onlar geri dönmeyi değil, vatanı yaşatmayı seçtiler.

Çanakkale’de sadece kurşunlar çarpışmadı.

İnanç, cesaret ve fedakârlık da sınandı. Açlık vardı, yokluk vardı ama bir şey hiç eksik değildi: Vatan sevgisi.

Toprağa düşen her bir can, aslında bu milletin geleceğine atılan bir imzaydı. Bugün üzerinde huzurla yürüdüğümüz bu topraklar, onların sessiz ama en güçlü haykırışlarıyla bize emanet edildi.

Belki biz o günleri yaşamadık. Ama hissetmek için yaşamış olmak gerekmez.

Bir annenin evladına son bakışı, bir askerin cebindeki yarım kalmış mektup, siperlerde edilen dualar… Bunlar tarih kitaplarının değil, kalplerin yazdığı gerçeklerdir.

Çanakkale bize şunu öğretti:

Bir millet, inancını kaybetmediği sürece asla yenilmez.

Bugün bize düşen ise sadece anmak değil…

Anlamak.

O ruhu yaşatmak.

Ve her koşulda bu vatanın kıymetini bilmektir.

Çünkü bazı zaferler, sadece geçmişte kalmaz…

Çanakkale gibi, sonsuza kadar kalpte yaşar.