Diplomasi bazen bir nota vermektir. Bazen saatler süren müzakereler yürütmektir. Bazen de doğru zamanda bir halk oyununa katılmaktır. Çünkü devletler arasında güven çoğu zaman konferans salonlarında değil, insanların kalbinde inşa edilir.

Fransa’nın Ankara Büyükelçisi Isabelle Dumont ile Belçika’nın Ankara Büyükelçisi Hendrik Van de Velde’nin Fransa Millî Günü resepsiyonunda birlikte “Erik Dalı” oynaması sosyal medyada günlerce konuşuldu. Kimileri bunu sempatik bir jest olarak gördü; kimileri ise “Bir büyükelçiye yakışır mı?” diye sordu.

*Fotoğraflar: AA

Ben ise o görüntülere bakarken kırk yılı aşkın diplomasi hayatım boyunca defalarca doğruluğunu gördüğüm çok önemli bir gerçeği hatırladım.

Diplomasi, biraz da Erik Dalı oynamaktır.

Elbette mesele dans etmek değildir.

Mesele, gerektiğinde dans edebilmektir.

Çünkü diplomasi yalnızca devlet başkanlarının zirveleri, kapalı kapılar ardındaki pazarlıklar, resmî protokol, diplomatik notalar ve uzun müzakere metinlerinden ibaret değildir. Diplomasi aynı zamanda görev yaptığınız ülkenin insanını anlamak, kültürüne saygı göstermek, onunla ortak bir duygu ve güven zemini oluşturabilme sanatıdır.

Bazen bunun etkisi saatler süren resmî görüşmelerden çok daha büyük olabilir.

YUMUŞAK GÜCÜN ERKEN ANLAMI

Uluslararası ilişkiler uzun yıllar askerî güç, ekonomik kapasite ve diplomatik pazarlıklar üzerinden okundu. Oysa bugün bunların yanına çok önemli bir unsur daha eklendi: yumuşak güç.

Bir ülkenin kültürü…

Müziği…

Sineması…

Mutfağı…

Bilimi…

Sporu…

Eğitim sistemi…

Ve insanlarıyla kurduğu bağ…

Bütün bunlar artık dış politikanın vazgeçilmez araçlarıdır.

Bir büyükelçi her zaman tarihî anlaşmaları imzalayan kişi olmayabilir. Ama o anlaşmaların imzalanmasını mümkün kılan güven ortamını oluşturabilir.

İşte bu yüzden kültürel empati romantik bir tercih değil, stratejik bir zorunluluktur.

BİR BEŞİKTAŞ BAYRAĞININ ANLATTIKLARI

Bu görüntüler bana İngiltere’nin eski Ankara Büyükelçisi Richard Moore’u hatırlattı.

MI6’nın başında iken geçen Eylül’de emekliye ayrılan Richard Moore, Türkiye’de görev yaptığı yıllarda yalnızca Birleşik Krallık’ı temsil etmiyordu.

Türkiye’yi anlamaya çalışıyordu.

Türkçe konuşuyordu.

Türk siyasetini dikkatle takip ediyordu.

Ve belki de en dikkat çekici örneklerden biri koyu bir Beşiktaş taraftarı olmasıydı.

Birleşik Krallık Büyükelçiliği’nde zaman zaman İngiliz bayrağının yanında Beşiktaş bayrağını görmek birçok kişiye ilginç gelirdi.

Ama bunun arkasında güçlü bir diplomatik sezgi vardı.

Richard Moore futbolun Türkiye’de yalnızca futbol olmadığını anlamıştı.

Milyonlarca insanın ortak heyecanına samimiyetle ortak olmanın bazen uzun siyasi analizlerden çok daha güçlü bir iletişim kurduğunu biliyordu.

İyi diplomatlar yalnızca devleti okumaz.

Toplumu da okur.

EN BAŞARILI DİPLOMATLARIN ORTAK ÖZELLİĞİ

Meslek hayatım boyunca Ankara’dan Pekin’e, Brüksel’den Paris’e, Londra’dan dünyanın birçok başkentine kadar farklı görevlerde bulundum.

Yüzlerce büyükelçiyle tanıştım.

Gerçekten başarılı olanların ortak bir özelliği vardı.

Hiçbiri görev yaptığı ülkeye tepeden bakmıyordu.

Merak ediyorlardı.

Dinliyorlardı.

Öğreniyorlardı.

Yerel mutfağı keşfediyorlardı.

Müzeleri geziyorlardı.

Sanatçılarla tanışıyorlardı.

Millî bayramlara katılıyorlardı.

Mümkün olduğunca yerel dili konuşmaya çalışıyorlardı.

Çünkü biliyorlardı ki insanlar önce kendilerine saygı gösterenleri dinler.

Sonra söylediklerine kulak verir.

Diplomasinin görünmeyen tarafı tam da budur.

DİPLOMATIN ASIL GÖREVİ

Diplomatın görevi yalnızca ülkesinin tezlerini anlatmak değildir.

Karşı tarafı anlamaktır.

Bir toplumun tarihini…

Travmalarını…

Gurur duyduğu değerleri…

Esprilerini…

Şarkılarını…

Çocuklarının oynadığı oyunları…

Hafta sonu nereye gittiklerini…

Hangi takımı tuttuklarını…

Bunları anlamadan o ülkeyi anlamak mümkün değildir.

Devlet aklı yalnızca raporlarla oluşmaz.

İnsan hikâyeleriyle de beslenir.

Bugün dünyanın en başarılı diplomatlarına baktığımızda bunu açıkça görüyoruz.

Görev yaptıkları ülkelerin dilini öğreniyorlar.

Yerel yemekleri tadıyorlar.

Festivallere katılıyorlar.

Sokakta yürümekten çekinmiyorlar.

Çünkü güven, resmî resepsiyonlarda değil; gündelik hayatın içinde inşa edilir.

BU DERS BİZİM İÇİN DE GEÇERLİ

Aynı tavsiyeyi kendi diplomatlarımıza da yapmak isterim.

İster Pekin’de görev yapın…

İster Tokyo’da…

Washington’da…

Brasília’da…

Nairobi’de…

Buenos Aires’te…

Ya da Sana’da…

Görev yaptığınız ülkenin yalnızca siyasetini öğrenmeyin.

Ruhunu anlamaya çalışın.

Dilini öğrenin.

Tarihini okuyun.

Romanlarını okuyun.

Filmlerini izleyin.

Müziğini dinleyin.

Yerel mutfağını keşfedin.

Bir spor kulübünü desteklemek zorunda değilsiniz.

Ama insanların neden ona tutkuyla bağlandığını mutlaka anlamaya çalışın.

Yerel kıyafet giymekten…

Bir halk oyununa katılmaktan…

Bir millî bayram kutlamasında bulunmaktan çekinmeyin.

Bunlar temsil ettiğiniz ülkenin itibarını azaltmaz.

Tam tersine artırır.

Çünkü saygı görmek isteyen önce saygı göstermeyi öğrenmelidir.

TÜRKİYE'NİN BÜYÜK AVANTAJI

Aslında Türkiye bu alanda son derece güçlü imkânlara sahip.

Mutfağımız…

Misafirperverliğimiz…

Medeniyet birikimimiz…

Türk dizileri…

Turizmimiz…

Müziklerimiz…

Sanatımız…

Hepsi güçlü birer yumuşak güç unsurudur.

Fakat bunları dünyaya anlatmanın yolu yalnızca kendimizi tanıtmak değildir.

Karşımızdakini de aynı samimiyetle tanımaktan geçer.

Diplomasi tek taraflı bir anlatım değil, karşılıklı bir öğrenme sürecidir.

İnsanlar kendilerini anlamaya çalışanlara daha kolay güvenir.

Devletler de öyle.

*

Kırk yılı aşkın diplomasi ve iş dünyası hayatım bana çok önemli bir ders verdi.

En başarılı büyükelçiler en iyi konuşanlar değildi.

En iyi dinleyenlerdi.

En uzun raporları yazanlar değildi.

En çok insan tanıyanlardı.

En fazla resepsiyona katılanlar değildi.

Görev yaptıkları ülkenin hayatına en doğal şekilde karışabilenlerdi.

Çünkü diplomasi, devletler arasında yürütülen bir meslekten önce insanlar arasında kurulan bir güven ilişkisidir.

O güven bazen bir fincan kahvede doğar.

Bazen bir futbol maçında.

Bazen bir konser salonunda.

Bazen bir üniversite amfisinde.

Bazen de Ankara’da oynanan bir Erik Dalı’nda.

Tek bir fotoğraf karesi bazen yüz sayfalık diplomatik rapordan daha güçlü bir mesaj verebilir.

Çünkü iyi diplomat yalnızca kendi ülkesini anlatan kişi değildir.

Önce karşısındaki ülkeyi anlamaya çalışan kişidir.

İşte bu yüzden diyorum ki…

Diplomasi, biraz da Erik Dalı oynamaktır.