Bu hafta rotamızı Bursa’ya çevirdik. Yurdumun her köşesi adeta bir açık hava müzesi tadında; buna en güzel örneklerden biri ise şüphesiz İznik.
İznik, benim için oldukça özel bir yere sahip; çünkü oğlumun henüz iki aylıkken gerçekleştirdiği ilk şehir dışı gezisi burayaydı.
Sonrasında da defalarca ziyaret etmemize rağmen, bir türlü tamamlayamadığımız ve tadına doyamadığımız bir rota oldu.
İznik, binlerce yıllık bir tarihe ve kültüre sahip. Dört imparatorluğa başkentlik yapmış bu kentte atılan her adım, farklı bir devrin kapısını aralıyor.
Şehre giriş yaparken sizi karşılayan surların yanı sıra tümülüsler, kaya mezarları, anıtlar, kiliseler, camiler, türbeler, hanlar ve hamamlar; İznik’i Selçuklu, Roma, Bizans ve Osmanlı miraslarının iç içe geçtiği görkemli bir sahneye dönüştürüyor.

Bu yazımda size İznik Müzesi’nden, gelecek hafta ise Roma Tiyatrosu’ndan bahsedeceğim.
İznik Müzesi, 2023 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yeni inşa edilen modern binasında ziyaretçilere açıldı.
Eserler, yeni binaya taşınmadan önce Sultan I. Murad’ın annesi Nilüfer Hatun anısına 1388 yılında imarethane olarak inşa ettirdiği Nilüfer Hatun imaretinde sergileniyordu.

1960 yılında “Türk İslam Eserleri Müzesi” olarak hizmet vermeye başlayan bu tarihi yapı, hâlâ mutlaka görülmesi gereken noktalardan biri.
Özellikle içeride sergilenen çini eserler, Osmanlı’da çini sanatının yerini ve önemini kavramaya büyük yardımcı oluyor.
Müzeye geri dönecek olursak; MÖ 6500’den başlayıp günümüze kadar uzanan yaklaşık 8500 yıllık bir sürece yayılan eserler, büyük bir titizlikle sergileniyor. Bu eserler; geçmişte yapılan höyük kazılarından ve günümüzde aktif olarak devam eden İznik Çini Fırınları, İznik Roma Tiyatrosu, İznik Sualtı Bazilikası ile İznik Hisardere Nekropol Alanı kazılarından getirilmiş.

Müzede benim en çok dikkatimi çeken parçalar Antigonos Lahdi ve Roma Tiyatrosu kalıntıları oldu.
Antigonos Lahdi, 2021 yılında Nikaia Antik Kenti’nin nekropol alanı olan Hisardere’de bulunmuş. Günümüze bu kadar yakın bir tarihte keşfedilmiş olması
oldukça heyecan verici.
Lahit zamanla hasar almış olsa da üzerindeki betimlemeler hâlâ net bir şekilde seçilebiliyor. Lahit ilk açıldığında içerisinde; başının ve gövdesinin altında ahşap yastık ve yatakla birlikte, bir kısmı hâlâ bej doku kalıntılarıyla kaplı bir insan iskeleti bulunmuş.
İncelemeler sonucunda bu kalıntıların, bedeni yün kefene sarılmış, 1.76 metre boyunda ve 45-50 yaşlarında bir erkek bireye ait olduğu anlaşılmış.
Antigonos’un eşi tarafından yaptırıldığı anlaşılan lahdin ön yüzünde, eşinin ağzından yazılmış dokunaklı bir ağıt (epigram) yer alıyor.

Ağıtta şu ifadeler geçiyor: “Ben, üzgün Arete, bütün benliğimle Antigonos’un mezarı başından sesleniyorum. Üzüntüden saçlarımı yoluyor ve duygularımı ağlayarak gösteriyorum. Bu kötü kader, bu ölüm, bu seçkin adamı özgür bırakmak yerine beni tutsak etti.”
Bu metnin en dikkat çekici tarafı ise bin 800 yıllık geçmişiyle tarihin en eski aşk mektuplarından biri olarak kabul edilmesidir.
Roma Tiyatrosu kalıntılarından bahsedecek olursak; 2 bin yıllık bir tarihe sahip olan bu yapı, 2024 yılında ziyarete açılmış olsa da ana yapının dış bölümünde restorasyon çalışmaları hâlâ devam ediyor.
Buradan çıkarılan önemli eserler ise şu an İznik Müzesi’nde sergileniyor. Özellikle taşlara işlenen tiyatro maskları, estetik birer süsleme olmanın ötesinde, taş ustalarının mahir ellerinde ölümsüzleşerek binlerce yıl öteden günümüze ulaşmayı başarmış.