Gazze’de bombalar patlarken dünya “bölgesel kriz” dedi. Ukrayna’da savaş uzadığında “büyük güç rekabeti” yorumu yapıldı.
Şimdi ise gözler Washington ile Tahran arasında yükselen tansiyona çevrilmiş durumda.
Peki tüm bu gerilimler birleşirse gerçekten bir Üçüncü Dünya Savaşı ihtimali doğar mı?
Bugün bu soruyu sormak artık komplo teorisi değil, jeopolitik bir zorunluluk.
BİRİKEN FAY HATLARI
İsrail–Filistin meselesi sadece iki tarafın çatışması değil; arkasında bölgesel ve küresel aktörlerin olduğu kronik bir fay hattı.
Rusya–Ukrayna savaşı ise NATO ile Moskova arasındaki güç mücadelesinin sıcak cephesi.
Şimdi bu tabloya ABD–İran gerilimi ekleniyor.
Son haftalarda ABD’nin Orta Doğu’ya askeri yığınak yaptığı, uçak gemileri ve ek kuvvetler gönderdiği; İran’ın da askeri hazırlıklarını artırdığı bildiriliyor.
Diplomasi sürse de askeri seçeneklerin masada olduğu açıkça dile getiriliyor.
ABD ile İran arasındaki nükleer müzakereler devam ederken tarafların karşılıklı tehditleri tansiyonu sürekli yükseltiyor.
Kısacası dünya, birbirinden bağımsız görünen ama aslında aynı jeopolitik satranç tahtasında ilerleyen krizlerle karşı karşıya.
NEDEN "DÜNYA SAVAŞI" ENDİŞESİ KONUŞULUYOR?
Çünkü bu krizlerin ortak noktası var:
Hepsi büyük güçleri doğrudan veya dolaylı şekilde karşı karşıya getiriyor.
Ukrayna cephesinde ABD ve Avrupa — Rusya
Orta Doğu’da ABD — İran — İsrail — bölgesel aktörler
Küresel enerji ve ticaret hatları üzerindeki riskler...
Eğer bu cephelerden biri kontrolden çıkarsa domino etkisi oluşabilir.
Örneğin İran ile ABD arasında doğrudan bir çatışma; Körfez’de petrol akışını, enerji fiyatlarını ve küresel ekonomiyi sarsabilir. Bu da diğer güçleri pozisyon almaya zorlayabilir.
GERÇEKÇİ OLALIM: DÜNYA SAVAŞI KOLAY BAŞLAMAZ
Tarihe baktığımızda dünya savaşları sadece gerilimle değil, zincirleme ittifak mekanizmaları ve yanlış hesaplarla başlar.
Bugün ise büyük güçlerin nükleer caydırıcılığı, doğrudan topyekûn savaşı frenleyen en önemli faktör.
Hiçbir aktör küresel ölçekte kontrolsüz bir savaşın maliyetini göze almak istemiyor.
Bu yüzden daha olası senaryo:
Bölgesel savaşların artması
Hibrit çatışmalar (siber saldırılar, vekil güçler)
Uzun süreli gerilim
Yani “küresel gerginlik dönemi”, ama mutlaka dünya savaşı değil.
ASIL TEHLİKE: NORMALLEŞEN KRİZ
Belki de en büyük risk, savaş ihtimalinin gündelik bir haber haline gelmesi.
İnsanlık, krizlere alıştıkça eşik düşer.
Diplomasi zayıflar, sert söylem normalleşir.
Bugün “olası operasyon” diye konuşulan bir adım, yarın geri dönülmez sonuçlar doğurabilir.
TÜRKİYE VE BÖLGE İÇİN ANLAMI
Türkiye gibi jeopolitik merkezde bulunan ülkeler için bu gelişmeler sadece dış politika meselesi değil; ekonomi, güvenlik ve enerji meselesidir.
Her kriz dalgası, sınırların ötesinden içeriye kadar etkiler.
Bu nedenle denge politikası ve diplomasi her zamankinden daha kritik.
SONUÇ: DÜNYA BİR YOL AYRIMINDA
Bugün henüz bir Üçüncü Dünya Savaşı yok.
Ama dünya, uzun sürecek bir güç mücadelesi dönemine girmiş durumda.
Sorulması gereken soru belki de şu:
Savaş çıkar mı değil, gerilim ne kadar yönetilebilir?
Çünkü tarihin öğrettiği bir gerçek var:
Savaşlar çoğu zaman kimsenin istemediği ama kimsenin de durduramadığı süreçlerin sonucudur.