Montella’nın, ‘Bizim Çocuklar’la sağladığı başarıyı ‘Milli mutabakat’ olarak da değerlendirmek mümkün.
Futbolu sadece skorlardan ibaret bir oyun zannetmek kesinlikle yanılgıların en büyüğüdür. Çünkü çoğu kez bir karşılaşma ya da bir turnuva, yalnızca spor müsabakası olmaktan çıkıp çok daha fazlasına dönüşebilir. Hele söz konusu olan bir milli takım ise…
İş o noktaya gelince, konu artık atılan veya yenen goller, alınan ya da verilen puanlar boyutunun ötesine geçiyor. Zira, gol ya da puanlar, işin yalnızca görünen kısımı olmaktan ibaret kalıyor. Asıl mesele; sahaya yansıyan umut, yeşeren inanç ve toplumun dört bir yanında hissedilen ortak heyecan oluyor.
2026 Dünya Kupası Elemeleri E Grubu da Türkiye için işte tam olarak böyle bir anlam taşıyor. Her ne kadar grup mücadelelerinin tamamlanmasına iki maç kalmış olsa da, mevcut tabloya bakıldığında, bir futbol mucizesi yaşanmadığı takdirde Türkiye grup ikincisi olarak play-off biletini almış olacak.
Ama bu noktaya nasıl gelindi, asıl anlatılması gereken hikâye budur.
6-0’lık İspanya mağlubiyetinin ardından, morallerin dibe vurduğu bir anda önce Bulgaristan’ı deplasmanda 6-1, ardından da Gürcistan’ı içeride 4-1 mağlup eden Ay-Yıldızlılar, sadece skorlarla değil, sahadaki bütünlük ve karakterle de dikkat çekti. İki maçta 10 gol atıp yalnızca 2 gol yiyen bir takım vardı sahada. Ama gerçekler, bu skorların ardında yatan anlamlarda yüklüydü.
Bu tabloyu yalnızca ‘iki galibiyet’ olarak okumak eksik olur. Çünkü bu, teknik direktör Vincenzo Montella’nın önderliğinde, sadece birkaç maçlık değil, bir bütün olarak kurulan güçlü sinerjinin sonucuydu. Bu yapının içinde futbol aklı, sabır, yeniden doğan bir takım ruhu ve belki de en önemlisi, genç bir jenerasyonun özgüveni vardı.
Aslında, Montella göreve geldiğinde, “İtalyan bir teknik direktör Türk oyuncularla ne kadar uyum sağlayabilir?” sorusu birçok kişinin kafasını kurcalıyordu. Dil bariyeri, kültürel farklar, futbol anlayışındaki olası çatışmalar… Hepsi haklı çekincelerdi. Fakat Montella, konuşarak değil, sahada yaptıklarıyla tüm bu sorulara çok net cevaplar verdi.

Bunu, Montella’nın, ‘Bizim Çocuklar’la sağladığı ‘Milli mutabakat’ olarak da değerlendirmek mümkün.
Onun oyun sistemini önceleyen yaklaşımı, bireysel becerilere dayalı değil, kolektif yapıya yaslanan futbol felsefesi, zamanla oyunculara da sirayet etti. Özellikle genç oyuncular üzerindeki etkisi, saha içindeki disiplin ve kararlılık net bir şekilde görülüp özümsendi.
Elbette eleştirilecek kararları da oldu İtalyan teknik adamın. Özellikle Konya’daki İspanya maçında, gerçekçiliği bir kenara bırakıp “Kaybetmemek” yerine “Kazanmak” hedefiyle sahaya çıkan bir takım vardı. Bu tercih, belki de Montella’nın görev süresi boyunca yaptığı en büyük hataydı. Çünkü herkesin bildiği bir gerçeği göz ardı etti: “Kazanamıyorsan, en azından kaybetmeyeceksin.”
Her ne kadar bu yaklaşım ona ve Milli takımımıza pahalıya patlamış olsa da, teknik kadronun bu hatadan doğru dersleri çıkardığı da görülüyor. Çünkü sonrasında oynanan maçlar, sadece skor anlamında değil, futbol mantalitesi bakımından da çok şey anlatıyor bize.
Şimdi geriye atacağımız son iki adım kaldı. İç sahada oynanacak Bulgaristan ve deplasmandaki İspanya maçlarından alınacak tek puan bile, bizi play-off'a taşıyacak. Bu noktaya gelmek bile başlı başına bir başarı. Ama asıl önemlisi, bu takımın bir ulusa vaat ettiği gelecek.
Milli takım, uzun zamandır bu kadar “Bir bütün halinde” görünmemişti. Sahadaki oyuncular, kulüp formalarını çıkarıp aynı amaç uğruna mücadele eden bir kolektife dönüştüler. Montella’nın sistem anlayışı, oyuncuların istekli tavırları ve seyircinin yeniden hissedilen sahiplenmesiyle, Türk futbolu yeniden bir ivme kazandı.
Ve şimdi, 2026 için sadece play-off değil, çok daha fazlası hayal edilebiliyor. Çünkü bu takım, sadece sahada değil, zihinlerde ve kalplerde de yeniden ayağa kalkmanın, birlikte yürümenin ve hep birlikte inanmanın ne demek olduğunu hatırlattı bize.”
Kalın sağlıcakla…