Bazı ayrılıklar vardır, iki kişinin arasında yaşanır, iki kişinin içinde biter. Bazı ayrılıklar da vardır ki, kapı kapanır ama koridorda konuşma bitmez. Hande Erçel ile Hakan Sabancı ayrılığı biraz o ikinci türden.
Ayrılık haberi düştü…
Ve magazinin o bildik çarkı döndü: “Neden?” İhanet mi, aile mi, evlilik mi, gurur mu?
İddialar üst üste geldi, yalanlamalar peş peşe…
Ama biz biliyoruz: Bu ülkede söylenti, yalanlanınca ölmez, sadece kılık değiştirir.
Çünkü magazin çoğu zaman haber değil, bir tür kolektif merak.
Bir ilişkinin bitişini “final” sanıyoruz, meğer “sezon arasıymış”. Fragmanlar sosyal medyada, yorumlar herkesin cebinde.
Derken yeni bir başlık: Hande Erçel’in yeni bir aşka yelken açtığı konuşuluyor.
Bu noktada kalabalık ikiye ayrılır: “Ne çabuk” diyenler… “İyi olmuş” diyenler… İki cümle de aynı yerden çıkar aslında: Biz ilişkilere uzaktan bakıp hüküm veriyoruz. Sanki hayat bir yarışma programı, puanlama da yorumlardan yapılıyor.
Ama asıl mesele başka: İnsan bazen bir ilişkiyi bitirmez, sadece kendini toparlamak için sessizleşir.
Ve bazen yeni bir tanışma “unutmak” değildir, nefesin yerini bulmasıdır.
Kulis tarafına gelirsek…
Yakın çevrede konuşulanlara göre Hande, yeni ilişkisinde acele etmiyor.
Hatta henüz yeni sevgilisini ne ailesiyle ne de ablası Gamze Erçel’le tanıştırmadığı iddia ediliyor.
Bunun arkasında da “her kapıyı herkese açmama” hali var deniliyor: Önce güven, sonra yakınlık.
Yani şimdilik iki tarafın da birbirini tarttığı, tanıdığı, diliyle değil tavrıyla anladığı bir “tanıma dönemi”…
Ve bir detay daha: Sabancı’dan sonra Onur Güvenatam’ın Hande Erçel’e “ilaç gibi geldiği” yorumları boşuna yapılmıyor.
Dışarıdan bakınca daha sakin, daha kontrollü, daha “kendi merkezinde” duran bir Hande görüntüsü var.
Elbette bu, bizim gördüğümüz kadarı…
Kalanı, iki kişinin arasında saklı.
Magazin dünyasında ilişki bittiğinde dedikodu bitmez, sadece yön değiştirir.
Bugün ayrılık konuşulur, yarın “barış” sorulur, ertesi gün “yeni aşk” başlığı atılır.
Ve en sonunda herkes tek bir kare arar: Bir fotoğraf gelsin de, bütün cümleler “kanıt” olsun ister.
O kare gelene kadar…
Biz konuşuruz. Onlar yaşar.