Atletico Madrid önünde Galatasaray sahaya alıştığımız kimliğiyle çıktı. Önde baskı, yüksek tempo, tribünle bütünleşen bir oyun… Niyetini koyan bir Galatasaray vardı sahada...

Bazen 1 puan, 3 puandan daha değerlidir. Kağıt üzerinde ‘beraberlik’ gibi görünür, ancak gerçekte bu bir hayatta kalma ve Avrupa’da hâlâ söz sahibi olma mesajıdır. Ali Sami Yen’de yaşanan gece, bunun kanıtıydı…

Galatasaray sahaya alıştığımız kimliğiyle çıktı. Önde baskı, yüksek tempo, tribünle bütünleşen bir oyun… Niyetini koyan bir Galatasaray vardı sahada. Oyun rakip sahaya yıkıldı, topa sahip olundu, tempo yükseldi. Ancak bir anda, kalesinde golü gördü. Avrupa’da küçük hatalar büyük bedel ödetiyor. Bir anlık dengesizlikle yenen gol de bunu gösterdi.

Ama Galatasaray oyundan kopmadı. Golden sonraki bocalama dakikalarını bir kenara bırakırsak dengeyi kurdu. Kenar ortaları çoğaldı, ceza sahası çevresinde baskı kuruldu. Ve aranan gol -rakip oyuncu kendi kalesine atmış olsa da- geldi. Golde, Sane’nin oyun zekasına şapka çıkartmak gerekir. Ve tabi ki, Sallai’nin de fırsatçılığına…

Zor bir süreçten geçen, Süper Kupa finalinde Fenerbahçe’ye yenilen, Ziraat Türkiye Kupası’nda Fethiyespor kilidini zor açan, ligde Gaziantepspor karşısında -ve üstelik de evinde- tel tel dökülen, adeta bir puanı zor kurtaran Galatasaray, bu maçta biraz daha diri, biraz daha istekliydi. Bireysel olarak herkes parlamadı. Ama bazı oyuncular takımın omurgasını ayakta tuttu. Sanchez ve Abdülkerim savunmanın göbeğinde yeniden formunu buldu.

Uğurcan Çakır, büyük maçların büyük kalecisi olduğunu bir kez daha gösterdi. Sallai, attırdığı goldeki koşusu ve doğru zamanlamasıyla sadece skoru değil tribünü de oyuna soktu. Lemina ve Torreira orta sahada fizik ve mücadeleyle takımın bel kemiğini oluşturdu.

Leroy Sane için ayrı bir parantez açmak gerekir. Müthiş bir futbolcu… Futbol zekasını, takım arkadaşları ‘yavaş yavaş da olsa’ kavramaya başlıyor. O da anlaşıldıkça, istediği pasları aldıkça, kumaşını gösteriyor.

A A 20260121 40328610 40328603 G AGalatasaray Athletico MadridA L A T A S A R A Y A T L E T I C O M A D R I D

Ve Victor Osimhen… Nijeryalı’nın dönüşünün yarattığı fark ortada… Ve üstüne üstlük; Afrika Kupası maçlarından yeni dönmüşken. Aldı, verdi, pres yaptı, rakip savunmayı zorladı, yeri geldi defanstan top çıkardı. Bu gecenin ‘can simitlerinden’ birisi de Osimhen oldu.

Eksikler de vardı. Barış ve Yunus beklentilerin altında kaldı, özellikle Yunus neredeyse sahada yoktu. Barış’ın ceza sahasında rastgele attığı şutlar, mental olarak maça yeterince hazırlanamadığını gösterdi. Gabriel Sara kısa sürede olumlu izler bıraktı. Ancak küçük detaylar - Eren’in yenen golde biraz daha yükselmesi gibi - sonucu belirleyen anlar oldu.

Galatasaray Athletico Madrid

Tribünler… Helal olsun. Takım iyi oynamasa da, zor anlarda, sonuna kadar arkalarındaydı. Avrupa geceleri bazen futbolla, bazen karakterle kazanılır. Bu gece Galatasaray her ikisini de gösterdi.

Ve maçın hakemi Rumen Kovacs. Kimsenin gözünün yaşına bakmadı. Sahada yer alması mükemmel, atletik performansı mükemmel, pozisyon yorumlaması mükemmel, disiplin uygulaması mükemmel… Acaba, bizim MHK Başkanı Ferhat Bey, izlemiş midir kendisini? Bu maçı hakemlerine izlettirip, “Sahada böyle hakem istiyorum.” demiş midir? Sanmam…

Galatasaray Athletico Madrid

Haftaya Galatasaray, İngiltere’de Manchester City’e çok farklı yenilmezse, bir üst tura çıkacak. İlk 16 içinse, ‘Mavileri’ yenmek gerekiyor… Zor mu? Değil… Sadece, bu oyunla, takımın bu formuyla, kadrodaki bu yetersizlikle, galibiyet birkaç ‘Kaf Dağı’nın ardında... Cim Bom için, İngiltere deplasmanında beraberlik muhteşem, bir farklı yenilgi - diğer maçların da sonucuna göre- harika sonuç olur.

Evet, ne diyordu o ünlü Şampiyonlar Ligi’nin yazılı olmayan kuralı: “Yenemiyorsan, yenilme…”