Futbolda, ’dün’ asla yoktur. Her zaman için esas alınması gereken bugündür. Beylik bir laf değil bu. Yarım asrı geçen ömrünün, 40 yılını‘ayak topuna’ adamış; oynamış, anlatmış, yönetmiş, yazmış bir futbol ‘delisinin’ sözleri…
Filmi biraz başa, Salı akşamına saralım. Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi Play Off turu maçına. O maça Sarı Kırmızılı takım ideal on biri ile çıktı. İyi oynadı, önde bastı, geriye düşmesine rağmenikinci yarının başında erken gelen golle geri döndü. Özellikle ikinci yarı kalesinde pozisyon bile vermedi vefarka gitti. Hatta; uzatma dakikaları daha fazla olsa, farkın artma ihtimali de olabilirdi. Mükemmele yakın değil, muhteşem bir sonuç. Daha ne istersin ki, İtalyanların en çok şampiyon olan, dünya sıralamasında ilk on içerisinde olan takımını, ‘beş’leyerek gönderiyorsun. Futbolda, ‘olmazın olmayacağını’ unutmamakla beraber, önümüzdeki Çarşamba, Torino’ya Fiat’ın ünlü ‘Lingotto Fabrikası’na gezmeye gideceksin. “Şen ola Cim Bom şen ola…”

İTALYA’YA TUR’A GİDERKEN KONYA OVASINDA YOLUNU KAYBEDERSİN
Dönelim Konya maçına. 1960 Anayasası’na göre Cumhurbaşkanları, meclise ‘Kontejan senatörü’ atıyordu. On beş kişi oluyordu zat-ı muhteremler. Suya sabuna çok fazla dokunmadan, ‘görev’ yapıyorlardı. 1980 Anayasası’nın yürürlüğe girmesiyle, ‘Kontenjan senatörü' kavramı tarihe karıştı. Galatasaray’ın, Konya maçına kadar…
‘Juve fatihi’ apoleti ve kontenjan senatörü edasıyla, çıktı sahaya Galatasaray.. İlk yarıda kimin ne oynadığı belli değil. Adeta, “Dostlar Konya maçında görsün” edasında nazlı nazlı top oynuyor, ‘Kontenjan senatörleri.’ Takımın pres gücünü yürüten Osimhen kadroda yok. İcardiyle ‘Gegen presi’ni tüm şiddetiyle zaten yapamıyorsun, üstüne top oynamıyorsun, bir de üstüne yanlış kadro ile çıkıyorsun. Konyaspor, Galatasaray’ın omuzlarındaki apoletin ihtişamından korkmasa, maç zaten ilk yarıda bitecek. Işıl ışıl apoletler Konyalı futbolcuların gözünü almış olsa gerek; ‘Keçi boynuzu’ misali maç oldu ilk yarıda… İkinci yarıda, Konya biraz hareketlenince iş değişti, yenilgi geldi.
Söyleyin şimdi Okan Buruk hocam; işleyen makinenin parçalarının yerine ‘benzerini’ takarsanız, makine aynı randımanla çalışır mı? Meslek lisesi çıkışlı, yazının girişinde de belirtildiği gibi az biraz futbolla kafayı bozmuş, ortalamanın birazcık üstü futbol bilen birisi olarak cevaplayayım: “Hayır”.
“Hayır kere hayır”.
Çalışan makine parçası yerine, ‘muaddilini’ takarsan o makine aynı randımanla ÇA-LIŞA-MAZ…

OKAN BURUK HOCA, TAHTAYA…
Sorum yine size Okan Hocam; “Salı’dan Cumartesi’ye üç gün var. Cumartesi’den Çarşamba’ya da üç gün var. Yani, Juventus maçında harika oynayan Lang, atom karınca gibi basmadık yer bırakmayan 1.60 boyuyla kafa topu alan Torereira, Jakobs, Davinson niye oynamaz?
Hocam bu rotasyona ne gerek var? Torino ekibinde forma giyen gururumuz Kenan Yıldız’a adım attırmayan Sallai’nin sol önde ne işi var?
Galatasaray’ın en çok gol atan oyuncusu İcardi devre arasında neden çıkar? Acaba bu rotasyon gerçekten gerekli midir, yoksa zat-ı alinizin sıklıkla yaptığı, “Aman kimse darılmasın, ağzımızın tadı bozulmasın’” misali, göz boyama taktiği midir?
"Pazartesi akşamı en yakın rakibiniz seyircisi önünde, zaten istikrarsız grafik çizen Kasımpaşa’ya karşı, bol gollü galibiyet alıp, liderlik koltuğuna oturursa, Konya maçındaki ‘hovardalığınızı’ nasıl telafi edeceksiniz?” İstediğiniz sorudan başlayabilirsiniz, her soru “üç puan” değerindedir…
Futbolda dün yoktur. Dünün güneşi ile çamaşır kurutmaya kalkarsan ve üstelik omuzlarında hiçbir işe yaramayan süslü apoletlerin de varsa, geçmiş olsun… Dümdüz Konya ovasında kaza yaparsın. Bir musibet, bin nasihatten evladır hocam, bilirsin. Musibeti, Konya’da yaşadın, bu da inşallah kulağına küpe olsun…