Aslında keramet sakalda falan da değil. Ve keramet bende de değil. Sadece taraftarlık duygularından arınabilmek, futbolun yazılı olan olmayan kurallarıyla seyredebilmek mesele…

Galatasaraylı dostlar, “Bu Galatasaray şampiyonluğu haketmedi” deyince kızıyorlar. Oysa ki; ben sadece gördüğümü söylüyorum. Son üç yılın şampiyonu olan Galatasaray nerede, bu sezon şampiyon olmamak için direnen Galatasaray nerede?

Futbolun en büyük yalanı, “Her şey sahada kalır” cümlesidir. Hayır, hiçbir şey sahada kalmıyor. Bir maç bitiyor, ertesi gün yönetim kuruluna, tribüne, hatta bazen kulübün kimyasına kadar sızıyor. Türkiye’de futbol artık sadece 90 dakika değil, 90 dakikanın bıraktığı psikolojik enkazın toplamı.

Galatasaray–Fenerbahçe derbisinden sonra ortaya çıkan tablo tam da bu…

Okan-5

LİDERLİKLE REHAVET ARASINDAKİ İNCE ÇİZGİ

Galatasaray’ın Samsunspor karşısına çıkışı, bir şampiyon takımın ‘olgunluk testi’ydi. Kağıt üzerinde favori, tribünde baskın, kadro kalitesinde üstün…

Ama futbol kağıt üzerinde oynanmıyor.

Derbi maçından sonra sahaya çıkan takımın zihni değişir. Galatasaray bu gerçeği bir kez daha hatırlattı. Maça baskıyla başladı ama bu baskı organize bir futbolun değil, skor beklentisinin baskısıydı.

İlk yarıda topa sahip olan, oyunu rakip sahaya yıkan ancak sonuca gidemeyen bir Galatasaray vardı. Asıl sorun burada başlıyor. Bu takımın oyunu ‘kontrol etmek’ ile ‘hızlandırmak’ arasında gidip geliyor. Ne tamamen sabırlı bir set oyunu var, ne de öldürücü bir geçiş planı. Eh, aklı Galatasaray’da olmayan Okan Buruk’un, hafta arası taraftara açık antrenman şovundan başka bir şey çıkmaz zaten.

Samsunspor ise tam tersini yaptı. Rakibinin yorulmasınıo bekledi, sabretti, alan kapattı. Ve en önemlisi; Galatasaray’ın acele ettiği her ânı lehine çevirmeye çalıştı. Haftalardan beri kazanamayan Samsunspor’un ‘ezici’ galibiyetini kutlamak gerekir. Avrupa kupalarına katılabilmek için önemli bir galibiyetti. “Sezar’ın hakkı Sezar’a”. Cümle âlemin Galatasaraylı olduğunu bildiği Robert Yüksel Yıldırım da zevahiri kurtardı böylelikle.

Günün sonunda sorulması gereken soru şudur: “Galatasaray gerçekten şampiyonluk temposunda mı oynuyor, yoksa sadece şampiyonluk hattında mı yürüyor?”

Şampiyonluğa koşan takım her maçı kazanmak zorunda değildir. Ancak, her maçta aynı ciddiyetle oynamak zorundadır. Bu fark kaybolursa, isimler değil refleksler belirleyici olur.

Haftaya Antalya karşısında, 50 bin taraftar önünde, Galatasaray kazanır ve 26. şampiyonluğunu ilan eder. Lakin bu zihniyet ve doymuşlukla bir sonraki sezona girilirse, Galatasaray için sıkıntılı bir sezon olabilir.

FENERBAHÇE, DERBİ SONRASI PARAMPARÇA

Fenerbahçe cephesinde ise derbi kaybı, bir kırılma noktası oldu ve bu kırılma sahadan taşarak kulübün tamamına yayıldı.

Teknik direktör krizi dediğimiz şey çoğu zaman ‘sonuç’tur. Asıl problem daha önce başlar: Oyun inancının zayıflaması, oyuncu grubu ile teknik ekip arasındaki mesafenin açılması, baskının yönetilememesi bunun en çarpıcı örneğidir.

Derbi sonrası gelen tepki, sadece bir maçın kaybına değil, sezonun genel gidişatına karşı bir isyana dönüştü. Ve bu isyanın doğal sonucu olarak olağanüstü kongre kararı gündeme geldi.

Ama burada kimsenin kendini kandırmaması gerekiyor. Kongre, çözüm değildir. Kongre, sadece bir sonuçtur.

Fenerbahçe’nin problemi isimler değil, yapı. Oyun planı süreklilik üretmiyor. Kadro, maç içinde reaksiyon veremiyor. En kritik anlarda sorumluluk alacak oyuncu sayısı sınırlı. Ve bu durum teknik adam değişse bile kendini tekrar eder.

Bir kulüp her sezon başı, “Yeniden yapılanıyoruz. O sene bu sene” cümlesini kuruyorsa, sorun yapılanmada değil, yapılanmanın uygulanmasındadır.

Fatih Tekke-8

TRABZONSPOR YİNE KAYIP…

Trabzonspor’un son iki haftada aldığı beraberlikler dışarıdan bakınca “Kayıp değil” gibi görünebilir. Ama futbolun dili farklıdır. Beraberlik bazen en tehlikeli sonuçtur, çünkü sorunu görünmez kılar.

Trabzonspor’un problemi skor değil, ritim kaybıdır. Oyunun belli bölümlerinde kontrol var, hatta zaman zaman üstünlük var. Ama bu üstünlük 90 dakikaya yayılmıyor.

Öne geçilen maçlarda geri çekilme eğilimi, orta sahadaki temposuzluk ve hücumda bitiricilik eksikliği birleşince, ortaya klasik bir tablo çıkıyor; iyi oynayan ama maç bitiremeyen takım. Dün geriden gelip berabere kalması istisnadır ve bu da kaideyi bozmaz

Bu, sezonun son bölümünde en tehlikeli hastalıktır. Çünkü puan kaybı kadar özgüven kaybı da üretir. Ve özgüven kaybı başladığında, oyun planı değil refleksler bozulur.

Trabzonspor’un şu an ihtiyacı olan şey yeni bir sistem değil, mevcut sistemin 90 dakikaya yayılmasıdır. Aksi halde, “İyi oynadık ama olmadı” cümlesi sezonun kalıcı bahanesine dönüşür.

Eeee. boşuna söylemedik; "Sakalımız yok ki sözümüz dinlensin"