Futbolda ne dün vardır ne de yarın. Futbol anlık oyundur. Tüm dünyada sevilmesinin de sebebi bu olsa gerek

Peşinen yazalım; Galatasaray'ın Liverpool'a elenmesi Okan Buruk'a yazar. Tıpkı daha önce oynanan iki Liverpool maçının da, 'Devler Ligi'nin altını üstüne getiren Bodo galibiyetinin de, üç farklı Juventus maçının da Okan Buruk'un eseri olduğu gibi...

İlk maçı 1-0 kazanmışsın, üstelik iki kere Liverpool'u yenmişsin. Yani, psikolojik olarak üstünsün. Adamların saldıracağı, İstanbul'da oynanan iki maçın intikamını almak isteyişi o kadar belli ki... Böyle bir ortamda Okan hocanın çıkardığı 11’i tartışırım. Sağ bek, merkez orta saha zaman zaman da sağ önde oynayan Sallai'yi, bu kritik maçta sağ önde kullanmak ne kadar doğru? Kabul ediyorum; adam her zaman için kendi oyununu oynuyor, ne vereceği az çok belli. Ama o maç, bu maç değil.... O bölgenin oyuncusu Lang, atmosferi bilen Sane, ya da Yunus dururken niçin Sallai? (!)

Galatasaray Liverpool Sallai

Takımın yediği ilk gol… Net faul o ayrı. Bu gol de Okan Hocaya yazar. Buruk, rakip korner atarken ceza sahası yayını boş bırakıyor. Arkadaş, kör bir kuyuya bir kez düşer. Okan Hocam, canım hocam, güzel hocam, Juventus sana aynı golden iki tane atmadı mı İtalya’da? Szoboszlai antrenmanda bile bu kadar rahat gol atmamıştır.

Size bir soru daha hocam? Maç boyunca rakip kaleciyi kaç kez gördünüz? Allison Becker’in ekran kadrajına girdiğini biz göremedik de… Acaba siz gördünüz mü? Kendi ceza alanının önüne kümelenen takıma gol atmak, zor bir olay değil. Kapanan, ancak onu da beceremeyen takıma herkes gol atar.

Osimhen Okan Buruk

OSİMHEN SAKATLANINCA...

Galatasaray 'da oyun Osimhen üzerinden akıyor. Ön alan presini yönlendirdiği gibi takımı da sahada o yönetiyor. Sahanın patronu Nijeryalı…

Maçın ilk yarısında sakatlanınca Okan Buruk, Lang’ı oyuna almayı düşündü. Bunu Türkçesi şu; ‘Lang solda, Sallai sağda , Barış Alper forvet.’ Kağıt üzerinde iyi gözükse de Anfield’da bu oyunu zor oynarsın. Hatta, bunu İstanbul’da da zor oynarsın. Galatasaray’da Osimhen’in karşılığı İcardi’dir. 1-0’da geriye düşmüşken, yani gol atman gerekirken, Barış’tan santarfor yaratmaya kalkmak, bence en son düşünülecek şey bile değil.

Barış’ın yerine en uçta Sane olur. Bunu bir noktaya kadar anlarım, Sane’nin – bu sezon çok çalkantılı da olsa- pozisyon bilgisi, Barış’a göre daha iyi. Santrafor oynamak Barış’ın harcı değil. O ayrı bir meziyet…

Galatasaray’ın da tek oyun planı var: Osimhen. Nijeryalı, olmayınca takımın dişlileri dönmüyor. Sarı Kırmızılıların alıştığı; Osimhenli ön alan (gegen) presi. Bu sezon hiç hazır olmayan İcardi ile bu oyunu oynamak zor. Hoş, İcardi de golü koklayan, tilki gibi zeki bir oyuncu. (Ancak her yönüyla hazır olan bir Icardi) Yine de, Liverpool maçı özelinde, Osimhen’in yerine, bence, girmesi gereken, Lang değil İcardi olmalıydı.

Liverpool Galatasaray Uğurcun Çakır

SADECE UĞURCAN İNGİLTERE’YE GİTMİŞ (!)

Bu sezon Galatasaray’ın tüm Şampiyonlar Ligi maçlarını, tekrar tekrar seyreden ortalama üstü bir futbol izleyeniyim. Anfield’daki Galatasaray, bu sezon en kötü Şampiyonlar Ligi maçını oynayan Galatasaray’dı. Buna deplasmandaki Juventus maçı da dahil. Galatasaray’da tek oyuncu vardı sahada: Uğurcan. Sezon başında astronomik bir bedelle alınan milli eldiven, yine harikalar yarattı. Salah’ın penaltısını kurtarması bile başlı başına bir olay. Diğer 10 arkadaşı, biraz oyunda olsalar ‘Kırmızılar’ bu kadar rahat bir galibiyet alamazdı. Liverpool’un İngiltere’de galip gelmesi, futbolun olağan akışı içinde sürpriz değil. Sürpriz olan; Galatasaray’ın, Liverpool karşısında top oynamaması… Doğru yazdım; Liverpool’un oynatmaması değil, oynamaması.

İtalya’da bile bu kadar aciz duruma düşmemişti Galatasaray. Uğurcan üzerine düşeni yapmasa, tarihi bir hezimet olurdu.

Galatasaray gruptan çıktı, Juventus’u eledi, iki kez de Liverpool’u devirerek bu sezon iyi bir iş çıkardı mı? Evet, çıkardı. Lakin, elenmesi bu kadar kötü bir oyunla olmamalıydı…

Son olarak, Galatasaray ‘Devler Ligi’nde Arefe’yi görüp bayrama ulaşamadı. Ancak ulusça bizler, nice mutlu bayramları birlikte yaşarız.