Kadına yönelik şiddet toplumsal huzuru ve aile bütünlüğünü tehdit eden önemli bir problemdir. İçişleri Bakanlığı verilerine göre son 15 yılda cinayet vakalarında %31,5 oranında düşüş kaydedildiği rapor edilmiştir.
*Görsel yapay zeka ile oluşturulmuştur.
Bu kayıtlara göre 2006 yılında 468 kadın, 2552 erkek öldürülmüştür. 2020 yılında ise 385 kadın ve 1690 erkek cinayete kurban gitmiştir. Medya’ya yansıyan kadın cinayeti haberleri vicdanları sızlatan acı bir tablo oluşturmaktadır. Bu üzücü durum karşısında ciddi anlamda düşünmemiz ve çözüm yolları bulmamız gerekmektedir.
Kadın cinayetleri acı bir toplumsal vakıa olarak karşımızda arzı endam etmektedir. Bu sonucu ortaya çıkaran sebepler çok boyutludur. Olayın yalnızca psikolojik anlamda basit bir öfke patlaması ile izah edilmesi neredeyse imkansızdır. Nitekim kadın cinayetlerinin coğrafi, tarihi, sosyolojik, psikolojik ve değer temelli nedenleri üzerinde kafa yormamız lazım. Son yıllarda yaşadığımız kültürel yozlaşma ciddi bir ahlaki dejenerasyona neden olmuştur. Bu bozulmanın arka planında ise kırsal kesimden şehirlere yaşanan göç olaylarındaki artış ve çarpık şehirleşme yatmaktadır. Adeta ormandaki bir ağacın sökülerek başka bir coğrafyaya taşınmasıyla ağacın zarar gördüğü gibi göç olayları da aileyi çekirdek bir yapıya dönüştürerek geleneksel büyük aile yapısından koparmıştır. Yaşanan bu süreç Türk aile yapısının geleneksel özelliklerini bozmuştur. Bununla birlikte şehirlerdeki ekonomik sıkıntıların bir sonucu olarak kadının çalışma hayatına girmesi ve zamanla değişen kadın ve erkek rolleri aile içi krizlere zemin hazırlamıştır. Dengesi bozulan aile kurumu yaşanan zorluklara göğüs germekte zorlanmış ve darbelere karşı kırılgan ve savunmasız bir hal almıştır.
Şiddetin temelinde, öfke kontrol bozuklukları, değersizlik duygusu ve toksik erkeklik algısı gibi psikolojik faktörler bulunmaktadır (Kağıtçıbaşı, 2017). Bireylerin çocukluk dönemlerine kadar uzanan travmatik olaylar şiddet vakalarının artışında etkili olmuş olabilir. Bu nedenle öncelikle şiddetin önlenmesi için okul öncesi dönemden itibaren çocuklara öfke kontrolü kazandırmak amacıyla duygusal zekâ eğitimi verilmelidir. Özellikle gençlerin evliliğe hazırlık eğitimlerine önem verilmelidir. Aileler için düzenli olarak empati ve değer temelli iletişim eğitimleri verilmelidir.
Sosyolojik açıdan modernleşmeyle birlikte hızlanan toplumsal yozlaşma, aile bağlarının zayıflaması ve bireyselleşmenin artması, toplumsal destek mekanizmalarını zayıflatmaktadır (Giddens, 2013). Bu mekanizmaları yeniden eski haline getirmek imkânsız gibi görünse de akrabalık ve komşuluk ilişkilerinin yeniden tamir edilmesi ile yeniden güçlendirilmeye çalışılmalıdır. Özellikle yaşadığımız post modern çağda kadının metalaştırılması şiddeti dolaylı biçimde meşrulaştırma etkisi yapmaktadır. Bu durum karşısında aile kurumunun güçlendirilmesi için sosyal politikalar geliştirilmelidir. Medyada kadın ve erkeğin nezaket, saygı ve adalet temelli bir ilişki kurmalarının önemi medya spotları ile özendirilmelidir. Yerel yönetimler, okullar, dini kurumlar aileyi güçlendirmek amacıyla eğitim ve sosyal destek merkezli projeler geliştirmelidir.
Yalnızca kadına değil, erkeğe karşı işlenen cinayetler de hiçbir şekilde mazur gösterilemez. Özellikle kadınların maruz kaldığı cinayetler hiçbir şekilde meşrulaştırılamaz. Ancak değer sisteminin zayıflaması ile hatalı bir şekilde kadın cinayetlerinin meşrulaştırılmasına zemin hazırlanmaktadır. Kadın cinayetlerini önlemek için ağır hukuki yaptırımlar uygulanmalıdır. Bu caydırıcı önlemler alınırken kadına karşı, merhamet, adalet, saygı ve sevgi temelli bir davranış biçimi özendirilmelidir. Eğitim programlarında adalet ve merhamet ilkelerine göre ailede, toplumda ve medyada yeni bir iletişim dili inşa edilmelidir. Böylece medeniyet köklerimize göre yeniden bir kültürel kimlik inşa etmenin çareleri aranmalıdır.
Kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin önlenmesi için ağır cezai müeyyideler konulması gerekli olmakla birlikte, esas olan suçu önleyici tedbirlerin alınmasıdır. Bu da medeniyet köklerimize göre değer ve bilimsel tabanlı akademik ve eğitim çalışmalarına ağırlık vermekle mümkündür. Ailede, okulda, camide, medyada olmak üzere toplumun her kesiminde iyilik, nezaket, sevgi, şefkat ve merhamet esaslı bir iletişim dili geliştirmeliyiz. Yangın bacayı sarmadan ve henüz kıvılcım aşamasında iken önlem almalıyız. Aile danışmanlık hizmetleri ile ailelerin iletişim kalitesini izleyip gerektiği yerde müdahaleler yapabilmeliyiz. Aile içi çatışmaları krize dönüşmeden önlemeliyiz.
Sonuç ve değerlendirme:
Huzurlu bir toplum hayatı için yalnızca kadın cinayetleri değil, toplumdaki bütün cinayetler ve suçun her türlüsü kanuni müeyyidelerle önlenmelidir. Fakat her vatandaşın başına polis dikmek mümkün olmadığı için, kalplere iman bekçisi koyarak manevi bir otokontrol sistemi kurmak gerekir. Sağlam bir toplum, sağlam ailelerle, sağlam aileler de sağlam değerlerle ayakta durur. Eşini ebedi bir hayat arkadaşı kabul eden bir insan onu asla kaybetmek istemez. Kur’an’a göre “bir insanı haksız yere öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir; bir insanı yaşatmak ise bütün insanlığı yaşatmak gibidir” (Maide;32). İnsan öldürmenin manevi cezası ahirette azap çekmektir. Ahirete iman aile mutluluğunun sigortasıdır. Aile içi şiddeti ve cinayetleri önleyecek sır sağlam bir ahirete iman hakikatidir.
Kaynaklar:
Giddens, A. (2013). Sosyoloji (Çev. H. Özel). Kırmızı Yayınları.
Kağıtçıbaşı, Ç. (2017). Benlik, Aile ve İnsan Gelişimi: Kültürel Psikolojiye Giriş. Koç Üniversitesi Yayınları.
Kur’an-ı Kerim. (2023). Mâide Suresi, 32. Ayet. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları.