Merhaba sevgili okurum, bugün seninle göz göze gelmek, diz dize oturup biraz dertleşmek istiyorum. Ama öyle havadan sudan değil; içimizi acıtan, gördüğümüzde başımızı çevirdiğimiz, "aman benden uzak olsun" dediğimiz "suça sürüklenen çocuklarımızın" düştüğü o devasa karanlığı konuşalım.
Biliyor musun, bazen akşamın o alacakaranlığında sokağın köşesinde duran, kapüşonunu gözlerine kadar çekmiş, omuzları çökmüş bir çocuk gördüğümde herkes gibi benim de içim parçalanıyor.
Sen de görüyorsun onları, değil mi? Bakışlarında ne bir çocuksu parıltı var ne de yarına dair bir umut. Sadece derin bir öfke ve uçsuz buçsuz bir kimsesizlik...
Gazetelerde okuduğun o "Suç makinesi yakalandı" başlıklarının altındaki o küçük elleri hayal et. O eller, aslında kalem tutmalıydı, bir uçurtmanın ipine asılmalıydı ya da ailesinin elini sımsıkı tutmalıydı.
Ama biz ne yaptık? O ellerin kelepçeyle tanışmasına seyirci kaldık.
SOMUT GERÇEKLER: İSTATİSTİKLERİN ÖTESİNDEKİ ÇOCUKLAR
Bugün Türkiye’de tablo maalesef çok ağır. Bak, son verilere baktığımızda, suça sürüklenen çocuk sayısının son on yılın zirvesine ulaştığını görüyoruz. Her gün yüzlerce çocuğun hayatı, bir şekilde suçun soğuk gölgesine düşüyor.
Özellikle büyükşehirlerdeki o "parıltılı" hayatların hemen yanı başında, izbe sokaklarda büyüyen bu çocuklar tam hayal kurmaları, üniversite sınavına hazırlanmaları gereken yaştalar.
Karıştıkları olaylara baktığımızda ise en çok kasten yaralama ve hırsızlık görüyoruz.
Bu tesadüf mü? Hayır. Bu, toplumdaki şiddet dilinin ve ekonomik adaletsizliğin o çocuk bedenlerdeki patlamasıdır.
KALBİMİZİ DAĞLAYAN O KURŞUN: BİR ÖĞRETMENİN VEDASI
Tam da bu sürüklenişin ne kadar korkunç bir noktaya varabileceğini, daha birkaç gün önce hepimizi yasa boğan o kara haberle gördük. Bir okul düşünün; ışık saçması gereken bir ilim yuvası...
Ve o okulda, hayatını çocuklara adamış, onlara bir harf daha öğretmek için çırpınan bir öğretmenimiz, henüz hayatının baharındaki bir öğrencisi tarafından hayattan koparıldı.
O kurşun sadece bir öğretmenin kalbine değil, bu ülkenin geleceğine, umuduna ve vicdanına sıkıldı.
Bir çocuk, kendisine emek veren eli nasıl kırar? Bir evlat, kendisine dünyayı tanıtacak olan rehberini nasıl hedef alır?
İşte "suça sürüklenmek" dediğimiz o karanlık dehliz, bir çocuğu kendi ışığını söndürecek kadar kör edebiliyor.
O öğretmenin boş kalan kürsüsü, hepimize verilmiş en ağır derstir. Eğer biz o çocukları sevgiyle, adaletle ve şefkatle sarmalamazsak; o karanlık, en kutsal bildiğimiz değerlerimizi bile bizden koparıp alacaktır.
BİZ ONLARA BORÇLUYUZ, ONLAR BİZE DEĞİL
Hukuk kitapları "suça sürüklenen çocuk" diyor ya, ne kadar ağır bir ifade bu aslında. Bir yaprak düşün; rüzgarın önünde savruluyor. Yaprak mı suçlu rüzgara kapıldığı için, yoksa o rüzgarı dindiremeyen, yaprağı dalından koparan o fırtınalı iklim mi?
Son dönemde tanık olduğumuz bu şiddet vakaları, aslında bu fırtınanın bir sonucu. Bir çocuğun eline silah veren, ona "adam olmanın" şiddetten geçtiğini fısıldayan o karanlık odaklar, o çocuğun geleceğini diri diri gömüyor.
Biz sadece final sahnesini izliyoruz. Oysa o çocuk, bir okulda "senden bir şey olmaz" denilerek itildiğinde ya da evinde sevgi yerine şiddet gördüğünde zaten o suçun kucağına itilmişti.
DEMİR PARMAKLIKLARIN ARDINDAKİ ÇOCUKLUK
Hiç düşündün mü, bir çocuk neden bir başkasına zarar vermeyi bir "güç gösterisi" sanır?
Çünkü hayat ona başka bir seçenek sunmamıştır. Sevgi görmeyen bir kalp, sevmeyi bilmez; değer görmeyen bir ruh, değer vermeyi öğrenemez.
"Dünya çocuklara borçludur; ama çocuklar dünyaya borçlu değildir."
O çocukların birçoğu aslında sadece "görülmek" istiyor. "Ben de buradayım, ben de varım!" demenin en acı yoluyla seslerini duyurmaya çalışıyorlar.
Biz onları görmezden geldikçe, onlar seslerini daha şiddetli duyurmak için o karanlık yollara sapıyorlar.
Bir çocuğun hapishane koğuşunda büyümesi, insanlığın en büyük ayıbıdır. Orası bir ıslah yeri değil, çoğu zaman umutların son durağıdır.
ŞİMDİ, HEMEN ŞİMDİ
Dostum, gel bu dertleşmeyi kalbimize mühür olacak o son sözlerle bitirelim:
Şimdi senden tek bir ricam var; bu yazıyı okuyup başını ekrandan kaldırdığında, sokakta o hırçın, bakışları erken yaşta sertleşmiş, "tehlikeli" diye yaftaladığımız çocuklardan birine rastlarsan, ona nefretle değil, derin bir mahcubiyetle bak.
Çünkü o çocuğun avuçlarındaki kir, aslında bizim temizleyemediğimiz vicdanımızdır. Unutma; biz o titreyen elleri sevgiyle tutmayı reddettiğimiz her gün, karanlık o çocukları bizden biraz daha uzağa, geri dönülmez uçurumlara sürüklüyor.
O öğretmenimizin yarım kalan tebeşiri, o okulun sessizleşen koridorları bize tek bir şeyi haykırıyor: Eğer bugün bir çocuğun kalbine merhametle dokunmazsak, yarın o kalbin öfkesinde hep birlikte boğulacağız.
Gel, geç olmadan o buz tutmuş ruhlara bir parça gün ışığı olalım; çünkü bir çocuk kurtulduğunda, aslında sönen insanlığımız yeniden nefes alacak.