2026 yılının bu mukaddes günlerinde, Türkiye olarak kalbimiz iki ayrı dünya arasında, gergin bir telin üzerinde yalın ayak yürüyor. Bir yanımızda minarelerin mahyalarından süzülen o ilahi sükûnet, "Hoşgeldin Ya Şehr-i Ramazan" nidasının ruhumuza üflediği o kadim serinlik; diğer yanımızda ise ufuk çizgisini simsiyah bir mürekkep gibi lekeleyen, gecenin zifiri karanlığını ölümcül bir aydınlıkla yırtan savaş uçaklarının sağır edici çığlığı...
Bizler bugün, fırından yeni çıkmış taze Ramazan pidesinin o çocukluk kokan sıcaklığıyla, sınırın hemen ötesinden rüzgârın taşıyıp getirdiği o geniz yakan barut kokusu arasında sıkışıp kaldık.
Coğrafyanın sadece bir harita değil, sökülüp atılamaz, kaçıp kurtulunamaz bir yazgı olduğu gerçeğine bir kez daha, canımız yanarak, ciğerimiz dağlanarak çarptık.
BİN AYDAN DAHA HAYIRLI BİR GECEYE, BİN YILLIK NEFRETİN GÖLGESİ DÜŞERKEN
Bu gece Kadir Gecesi... Meleklerin yeryüzüne selamet, barış ve esenlik müjdelemek için fevç fevç indiği, Kur’an’ın ifadesiyle "şafak sökene dek bir esenlik" olan o muazzam tecelli.
Bizler ellerimizi semaya, avuçlarımızda biriken dualarla "merhamet" için açmaya hazırlanırken; bölge aktörlerinin parmakları, insanlığın sonunu getirebilecek o karanlık tetiklerde bekliyor.
ABD, İran ve İsrail arasında gerilen o devasa, kanlı yay; sadece bir jeopolitik satranç tahtası değildir.
Bu gerilim, bizim evimizdeki huzura, sahur vaktinde alnımıza düşecek olan o serin uykuya, evlatlarımızın yarın kuracağı hayallere göz dikmiş bir karabasan gibi çöktü başucumuza.
İsrail’in doymak bilmeyen hırsı, İran’ın "stratejik sabır" perdesini yırtıp atan intikam hamleleri ve ABD'nin okyanus ötesinden bir laboratuvar deneyi izler gibi bölgeyi ateşe sürenlerin kibri karşısında insan sormadan edemiyor:
Bin aydan hayırlı bir geceye, bin yıllık bir kinin gölgesi düşmek zorunda mı?
Anadolu’nun köylerinde, kerpiç evlerin avlularında Kadir Gecesi’nin o manevi buğusunu solumak varken; neden her haber bülteninde bir kentin daha ışıklarının sonsuza dek karardığını, bir annenin daha feryadının arşı titrettiğini izlemek zorundayız?
TÜRKİYE'NİN VİCDAN SINAVI: KOMŞUSU KAN AĞLARKEN BAYRAM ETMEK
Bizim için bu mesele hiçbir zaman sadece "stratejik ortaklıklar", "enerji koridorları" ya da "diplomatik notlar" olmadı. Bizim için bu, iftarda lokmayı ağzımıza götürürken, sınırın ötesinde bir bardak kirli suya bile ulaşamayan o yetimin hakkını düşünme sızısıdır.
Analarımız mutfakta bayram tatlısının şerbetini kaynatıyor, babalarımız torunlarına alacakları o pırıl pırıl bayramlıkların hayalini kuruyor... Ama bir gözümüz hep ekranda, kulağımız hep o kara haberde.
Çünkü biz biliyoruz ki; Şam’da, Bağdat’ta, Tahran’da ya da Kudüs’te patlayan her bomba, bizim de penceremizi titretir. Bizim de yüreğimizdeki o ince camı tuzla buz eder.
Türkiye, bu ateş fırtınasının ortasında sadece kendi sınırlarını koruyan bir kale değildir; o, bu coğrafyanın yitip gitmekte olan vicdanını, o kadim kardeşlik hukukunu omuzlarında taşıyan son kaledir.
BAYRAM GELMİŞ NEYİME, KAN DAMLAR YÜREĞİME...
Peki ya önümüzdeki Ramazan Bayramı? Şekerlerin gümüş tepsilerde sunulduğu, küslerin sarıldığı, çocuk kahkahalarının sokakları şenlendirdiği o en kutsal sevincimiz...
Eğer bu hırs ve kibir bir topyekûn yangına evrilirse, bu bayram sadece takvim yapraklarında sessiz bir matemden başka ne olacak?
Çocukların gökyüzündeki havai fişekleri füze sanıp annesinin dizlerine kapandığı bir dünyada, bayram şekeri ağzımızda ancak zehirli bir kül tadı bırakır.
Usta şairin "Gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir." olan o sarsıcı uyarısını hatırlayın. Coğrafyamızın çocukları kan ağlarken, bizim gülüşümüz yarım, sevincimiz ise hep mahcup kalacaktır.
UMUDA AÇILAN KAPI: SELAMETLE GELECEK O SABAH
Dua edelim; Kadir Gecesi’nin o kainatı kuşatan sınırsız rahmeti, yeryüzündeki bu kör nefreti ve barut kokusunu ebediyen boğsun!
Bizler Türkiye olarak, bu ateş çemberinin tam kalbinde sadece sınırların değil, insanlığın ve merhametin de son kalesi, akl-ı selimin gür sesi olmaya devam edelim.
Artık bu kadim topraklar kandan ve yıkımdan yoruldu; bizim ihtiyacımız olan yeni cepheler değil, bayram sabahı birbirimize uzatacağımız o sıcak, o samimi, o insanca eldir.
Açılan her avucun hürmetine, bu kutsal gece coğrafyamızın dumanlı semalarına esenlik müjdelesin; öyle bir şafak söksün ki, bayram sabahı manşetlerde savaşın acı haberlerini değil, barışın ilk tebessümünü ve kardeşliğin zaferini okuyalım.
Kadir Gecemiz mübarek, Ramazan Bayramımız barışın ve birliğin miladı olsun; gönlümüz nur, vatanımız huzur, tüm coğrafyamız selamet bulsun!