Aile bütün toplumlarda yeri asla doldurulamayacak önemli bir kurumdur. Aile, aşık Veysel’in ifadesi ile “sadık yârimiz” olan kara toprak gibi insanı taşıyan, kuşatan, büyüten, besleyen sıcak bir yuvadır.
Özellikle fıtrat kanunlarına uygun olarak neslin meşru şekilde devam ettiği bir okul ve insan yetiştirme merkezidir.
Aile insanın çocukluk döneminde sosyalleştiği ve hayatın kural ve kaidelerini öğrendiği yerdir. Huzurlu bir aile ortamı sağlıklı nesillerin yetiştiği bir mekân olarak mutedil bir iklim gibidir. Aile huzurunun kalmadığı bir evde mutlu fertlerden bahsetmek de mümkün olmaz. Huzursuz bir aile ortamı tam anlamıyla bir felakettir. Çünkü en sağlam sığınak çatırdayıp yıkılmaya başlarsa dışarıda bekleyen tehlike ve tehditlerin aileye nüfuz etmesi ve onu çökertmesi kolaylaşır. Aile zırhı parçalanırsa milletin kalesi de yıkılır.
Olaya çocuklar açısından baktığımızda, dengeli ve sağlıklı çocukların yetişmesi için huzurlu ve sağlam bir aile ortamı şarttır. Eğer ailede uyumsuzluk ve şiddetli geçimsizlik varsa bundan en büyük zararı yine çocuklar çekecektir.
Bugün post modern dünyada aile kurumu ciddi saldırılara maruz kalmaktadır. Aileye yönelik bu saldırılar ülkemizde de aile yapısını tehdit etmektedir. Dünya’da boşanma oranları %50’nin üzerine çıkmıştır. Türkiye’de boşanma oranları 2001 yılında Binde 1,41 iken bu oran 2023 yılında binde 2,01’e yükselmiştir. Türkiye’nin kaba evlenme hızı incelendiğinde 2001 yılında binde 8,5 olan oran, 2023 yılında 6,63’e gerilemiştir. Ülkemizde evlilik yaşı ise 2001 yılında kadınlarda 26’dan 28,3’e, erkeklerde 22,7’den 25,7’ye yükselmiştir.
TÜİK tarafından hazırlanan bu istatistikler Türkiye’de aile yapısının krizde olduğunu ve ciddi bir sarsıntı gösterdiğine işaret etmektedir.
Bugün ülkemizde aile kurumunun maruz kaldığı ciddi kriz karşısında öncelikle aileyi tehdit eden unsurların farkına varıp çözüm üretmemiz gerektiği aşikardır. Bu tehditlerin farkında olmak aileyi korumak için alacağımız tedbirleri de öğrenip uygulamaya başlamamız açısından önemlidir.
Bu amaçla, 2024 yılının Ekim ayında aileyi tehdit eden sebeplere çare bulmaya çalışan bir grup akademisyen arkadaşımızla birlikte bir kitap hazırlama çalışmasına başladık. Bu çalışmada her bir akademisyen tek bir konuyu detaylı bir şekilde ele alarak bir makale hazırladı. Bu çalışmada Türk aile yapısının değişimi, ailede sosyal çözülme ve akrabalık ilişkilerinin bozulması, aile bağlarının zayıflaması, çocukların metalaştırılması, ailede kültürel ve sosyal farklılıklardan kaynaklanan çatışmalar, aile içinde yaşanan fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet, evliliğe hazırlık ve eş seçiminde yapılan hatalar, yeni çağ akımları olarak adlandırılan New Age Akımlar, ailede modernleşmeye bağlı olarak bireyci hakların bir yarışa dönüşmesi, hayvan sevgisinin çocuk sevgisi yerine konulması, narsisizm ve bencillik, ailede farklı cinsel yönelimlerin batıdan bir hastalık olarak gelmesi ve gençlerin bu akımlardan etkilenmesi, aile içinde okumanın ve sohbetin ortadan kalkması ve edebi eserlerle değer aktarımının azalması, aile içi iletişim sorunları, maneviyat ve dini yaşantının zayıflaması, ailede yaşanan geçim sıkıntısı ve ekonomik zorluklar, sosyal medyanın etkisi, gibi başlıklara yer verdik. Bu çalışmaya başladıktan birkaç ay sonra 2025 yılı aile yılı olarak kabul edildi ve aile üzerine yapılan çalışmalara ağırlık verilmeye başlandı.
Editörlüğü; Prof. Dr. Sefa Saygılı, Prof. Dr. Cihat Yaşaroğlu, Dr. Nadir Çomak ve Aile Danışmanı Adnan Kalkan tarafından yapılan “Aileye Yönelik Tehditler ve Tedbirler” kitabı eğitim yayınlarından pek yakında yayınlanacaktır.
Vatanını ve milletini seven her bir Türk vatandaşı aile müessesesini korumak ve güçlendirmek için üzerine düşen gayreti göstermekle mükelleftir. Zira aynı gemide yaşıyoruz ve bu gemi batarsa mazaallah hep birlikte helak oluruz. Milletçe geleceğe emin adımlarla ilerlemek için bireylere düşen görevler olduğu gibi devlete düşen önemli görevler de bulunuyor. Fakat sorumluluk bilinci ile her şeyi devletten beklemeksizin başta sivil toplum kuruluşları olarak her bir fert aileyi korumak ve güçlendirmek için üzerine düşen vazifeyi yapmalıdır. Eğitimciler, akademisyenler, din görevlileri, güvenlik mensupları, medya kuruluşları, stratejik planlama kuruluşları Türk aile yapısını korumak ve güçlendirmek için çalışmalıdır.
Soykırımcı zalimlerin zulmünü gördükçe, mensubu olmaktan şeref duyduğum, merhamet ve iyilik medeniyetinin bir ferdi olarak hayatı, canlıları, insanı ve insanlığı seviyorum, yaşatmak için yaşamayı seviyorum.
Kanuni Sultan Süleyman’ın sualine atfen Yahya Efendi tarafından söylendiği rivayet edilen “neme lazım” sözünün ifade ettiği gibi bir devleti ve bir ülkeyi yıkan en tehlikeli hastalık vurdumduymazlıktır.
Bugün Necip Fazıl Kısakürek’in deyişiyle; “kim var diye sorulunca; sağına ve soluna bakmadan, her bir ferdi ben varım diyecek ve benim olmadığım yerde kimse yoktur şuurunda bir gençliğe” ihtiyacımız var.
Güçlü, huzurlu ve müreffeh bir Türkiye’nin teminatı güçlü aile yapısına bağlıdır.